Full Novel Reader
NOVEL
Bölüm 128 · Kayıp Şehir Kapısı
Fantasy · Action · Web Novel

Bölüm 128 — Kayıp Şehir Kapısı

Gölgelerin Güncesi
Yazar: Emre Okuma süresi: 11 dk Kelime: 3.240

Kapının üzerindeki eski semboller, sisin ardında yavaş yavaş belirirken Arlen nefesini tuttu. Bu şehir, yıllardır yalnızca efsanelerde var olmuştu; şimdi ise taş duvarları, sessizliği ve donmuş zamanı ile gözlerinin önündeydi.

Rüzgâr dar geçitten içeri dolduğunda, yerdeki toz ince bir halka gibi yükseldi. Mira elini kılıcının kabzasına götürdü ama çekmedi. Burada kılıçtan çok sabra ihtiyaç olacağı belliydi.

“Bir şey doğru değil,” dedi Kael alçak sesle. “Bu kadar eski bir kapının açık kalması mümkün değil.”

Arlen cevap vermedi. Taş yüzeydeki oyuklara parmaklarını dokundurduğunda sıcaklık hissetti. Sanki şehir uyanmak üzereydi.

Şehirler de insanlar gibidir; unutulduklarında ölmezler, sadece rüya görmeye başlarlar.

İç avluya girdiklerinde yerde tek bir ayak izi bile yoktu. Buna rağmen çeşmenin taş kenarında taze su damlıyordu. Damla düştü, yayıldı ve kırık bir aynanın içinde kıpırdanan gölgeleri gösterdi.

Mira diz çöktü. “Bizi bekliyorlar.”

Bu söz, duvarların arasındaki yankıdan daha ağır geldi. Arlen başını kaldırdığında kulelerin tepesinde bir kıpırtı gördü. İnsan değildi. Kuş da değildi. Ama onları izliyordu.

Eski Mührün Kırılışı

Kapının ötesindeki salon, dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Tavandan sarkan zincirler rüzgârsız havada bile hafifçe salınıyor, her hareketlerinde uzak bir çan sesi çıkarıyordu.

Kael, duvar boyunca uzanan yazıları okumaya çalıştı. Harfler önce anlamsızdı. Sonra birer birer, sanki zihnine kazınıyormuş gibi çözülmeye başladılar.

“Mührü açan, borcu da devralır,” diye fısıldadı.

Arlen o anda yere çizilmiş dairenin ortasındaki boşluğu fark etti. Orada bir şey eksikti. Küçük, yuvarlak ve tam avucuna sığacak kadar bir şey.

Cebindeki taş aniden ısındı.

Hepsi aynı anda ona döndü.

Şehrin gerçekten uyanması için tek gereken buydu.

Topluluk

Yorumlar

Buraya mevcut yorum sistemini bağlayabilirsin.

Ayar kaydedildi
Yukarı Çık






           
Geminin yanında. 
 

Merlin, Alice’i kucağına aldı ve hiç de zarif olmayan bir şekilde onu gemiye fırlattı.  


Alice poposunun acıdığını hissederek kaşlarını çattı ve içinden Merlin’in centilmenlikten uzak olduğunu düşündü.  


“Güzel bayan, hadi işimizi halledelim, hihihi~“  


Merlin elini çenesine koydu gözlerinde kötü bir niyet parladı, özellikle de fesat görünüyordu.  


Eğer bir kadın hırsızı nasıl görünür diye sorulsaydı, kesinlikle Merlin gibi olurdu.  


Alice’in yüzü korkuyla doldu, solgun bir ifade takındı ve sürekli geriye doğru giderek sandalın arkasına kadar çekildi. Artık kaçacak yeri kalmamıştı ve titremeye başladı.  


Ne yapmalıyım?  


Yoksa beni burada mı **ecek?  


İlkim böyle bir yerde mi olacak...  


Alice’in yanakları kızararak, ellerini göğsünde birleştirdi ve kalbi neredeyse ağzından çıkacak gibiydi. 
 

“Benden uzak dur! Asla pes etmeyeceğim!“  


Merlin, Alice’in dudaklarını ısırarak dirençli halini görünce gülmeye başladı, “Bu senin elinde değil, sana ne yapmanı
söylersem onu yapacaksın. Yoksa zor kullanmaktan çekinmem, seni denize atıp köpekbalıklarına yem ederim~“  


Alice nefesini tuttu ve daha da korktu.  


Arkasına, kırmızı denize baktı ve insan yiyen köpekbalıklarının denizcilerin cesetlerini parçaladığını gördü.  


Yaralı haldeyken denize atılırsa kesinlikle ölecekti.  


Alice’in yüzü daha da kötüleşti, köpekbalıkları tarafından canlı canlı yenmektense kılıcını çekip intihar etmeyi tercih ederdi.  


“Sen... Sen gerçekten ne yapmak istiyorsun!“  


“Ne yapmak istediğimi bilmiyor musun? Hadi lafı uzatma, sabırsızlanıyorum, hihihi~“ Merlin ellerini ovuşturarak, Ölüm Bataklığı’ndan uzaklaşmayı dört gözle bekliyordu.  


Hiç uzaklara gitmemiş olan Merlin için dış dünya büyük bir cazibeye sahipti.  


Alice çok korkmuştu, sinirleri bozulmak üzereydi çünkü burada bir Şeytan ve Kahraman arasında +18 bir sahne yaşanacak ve o da başrol oyuncusu olacaktı.  


Gururlu biri olarak böyle bir şeye katlanamazdı, bunun ruhuna yapılan bir hakaret ve leke olduğunu düşünüyordu.  


Alice ince kılıcını çekti, bu sefer Merlin’e saldırmadı, doğrudan kendi boynuna dayadı ve gözlerindeki yaşlarla tehdit etti— 

 
“Bana dokunmaya çalışırsan, kendimi öldürürüm!“
  

“Güçlü olduğunu sanıp beni istediğin gibi beceremezsin!“  


“Ölsem bile senin gibi bir sapığın amacına ulaşmasına izin vermeyeceğim!“  


Hey hey hey!  


Neden böyle oldu ki?  


Ben gerçekten bir kadın hırsızı gibi mi görünüyorum acaba?  


Bu kızın kafasında neler dönüyor böyle!  


Bu kadar aptal bir kız nasıl kahraman olabildi ki!?  


Önceki savaşçılar kesinlikle utanç içinde başlarını öne eğmişlerdir!  


Merlin’in yüzü karardı, açıklama yapmak istemiyordu çünkü kafasında sürekli sapıkça düşünceler olan biri her şeyi öyle görür.


Aniden ayağıyla küreğe vurdu ve kürek Alice’in alnına çarparak elindeki kılıcı düşürdü.  


Merlin, zorla ele geçirdiği işçisinin burada ölmesini istemiyordu. Alice’in kürek çekerek onu bu lanet yerden uzaklaştırması gerekiyordu. Büyük Britanya topraklarına ulaştıktan sonra ölüp ölmemesi onu ilgilendirmiyordu.  


“Ah, acıdı...“ Alice kızarmış alnını tutarak gözleri kızarmış bir şekilde öfkelendi, “**mek istiyorsan **! Neden bu kadar kaba davranıyorsun!? Senin gibi birinin asla kız arkadaşı olmayacak!“  


Merlin, kalbinde bir acı hissetti, sanki Alice onun gururuna dokunmuştu.  


Evet...

  
Bu dünyaya geldiğimden beri gerçekten de bir kız arkadaşım olmadı.  


Ben de yakışıklı bir yüze sahibim, ama neden etrafımda kız kardeşim dışında başka kadın yok?  


Merlin, kız kardeşinin veda ederken söylediği hasta ruhlu sözleri hatırlayınca aniden aydınlandı.

  
Kız arkadaşımın olmaması, nasıl düşünürsem düşüneyim, Lilith’in yüzünden!  


Merlin bu durumun çok utanç verici olduğunu düşündü ve hafifçe öksürerek utancını gizlemeye çalıştı—
  
“Sen ne anlarsın ki?“  

“Ben otuz yaşıma kadar eğitim alacağım ve...“  

“Büyük bir büyücü olacağım!“

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.