Bölüm 441
Gelen koyu yeşil üniformalı bir postacıydı. Şaşkın bir şekilde
gülümsüyordu.
“Sherlock Moriarty siz misiniz?“
“Evet.“ Klein bu ziyaretin sebebini az çok tahmin edebiliyordu.
Ziyaretçi sağ elini kaldırıp siyah tülbentle sarılmış avuç
büyüklüğünde bir nesne uzattı.
“Lütfen imzalayıp paketinizi kabul edin.“
Klein şüpheci bir tavırla adama baktı.
“Bana bir fiş verip tahsilat için postaneye gitmemi söylemen
gerekmiyor mu?“
Loen Krallığı’nın posta sistemi, Intis’teki sistemin mükemmel bir
kopyasıydı, hataları bile olduğu gibi kopyalanmıştı. Doğrudan posta
kutusuna bırakılamayacak olan her şey için ev sahibine bir ’tahsilat
fişi’ veriliyordu ve kişi gidip paketini kendisi alıyordu.
“... Haha, bu değerli bir şey olduğundan bizzat teslim etmem
gerekiyordu,“ dedi postacı anlık şaşkınlığını üzerinden attıktan
sonra.
Gerçek bir postacının profesyonelliğine sahip görünmüyorsun... Klein
başka bir şey söylemeden paketi alıp imzasını attı.
Paketi doğrudan açmak yerine önce cebinden bir bozukluk çıkardı.
Pa!
Rakam kısmı yukarı bakıyordu, yani cevap negatifti.
Tehlikeli değil... Klein hafifçe başını sallayıp bozukluğu tekrar cebine
attıktan sonra paketi açtı.
Siyah tül katmanlarını çıkardıktan sonra içindeki nesne ortaya çıktı.
Soluk altın renkli, zarif desenlere sahip bir cep saati; koyu kırmızı
kan lekeli bir mendil; yedi ya da sekiz kahverengi kıvırcık saç teli ve
bir dizi not.
Talim’in eşyaları, saçı, kanı ve günlük kullandığı şeyler... Prens
Edessak gerçekten de verimli bir adam. Henüz akşam bile
olmadı... Klein kahve sehpasındaki nesnelere bakarken aniden
üstünde pek çok göz varmış gibi hissetti.
İki bin yıldan uzun bir tarihi olan köklü bir Melek Ailesi’nin inanılmaz
bir geçmişi olacağı zaten aşikar... Kraliyet ailesinin iç çekişmelerine
dahil olduğuma göre, her an her yerde beni küle çevirmeleri
mümkün... Belki şu anda bile gözetleniyorumdur... Güvenliğimi
sağlamak için sıradan göründüğümden emin olmam lazım... Klein ne
yapacağına çoktan karar vermişti, bu nedenle sakin bir şekilde
nesneleri incelemeye devam etti.
Bu süre zarfında maneviyatından herhangi bir uyarı gelmemiş,
maneviyatı onu kehanet girişiminde bulunmaması konusunda
uyarmamıştı.
Klein durumu dikkatli bir şekilde gözlemledikten sonra bir kağıt ve
kalem çıkarıp kehanet ifadesini yazdı:
“Talim Dumont’un ölümünün gerçek sebebi.“
Her an gözlemleniyormuş gibi hissetmediğini göstermek için son
derece dengeli davranıyordu.
Sakin bir şekilde saç tellerini ve mendili alıp arkasına yaslanarak
kehanet ifadesini tekrarlamaya başladı. Böylece transın da
yardımıyla hızla derin bir uykuya daldı.
Rüya aleminde, Quelaag Kulübü’nün aşina olduğu lobisini gördü.
Talim Dumont’un elini kalbine götürdüğü, yüzünün acıyla buruştuğu
sahneyi bir kez daha izledi.
“Bu vahiy Talim’in ani bir kalp hastalığından öldüğünü gösteriyor...“
diye mırıldandı gözlerini açtığında.
Kaşları çatılmıştı, yüzünde şaşkın, düşünceli bir ifade vardı.
Birkaç farklı kehanet ifadesi daha deneyip hepsinde aynı sonucu
aldı.
Sonrasında da ayağa kalkıp volta atmaya başladı.
Gerçek suçluyu bulacak, arkadaşına yardım edecek kadar iyi
olmadığı için öfkelenmiş gibi hafifçe alnına vurdu.
Sonunda, kederli bir şekilde oturup uzun bir süre sessiz kaldı.
Karanlık odanın içinde taştan bir heykel gibi duruyordu.
Bu yeterli olmalı. Çok abartmamalıyım... Beni izleyen birileri yoksa
boşuna çabalıyor olacağım... Klein başını iki yana sallayarak ayağa
kalkıp mutfağa yöneldi.
Akşam yemeğini yedikten sonra, Talim’in o gün neler yaptığı,
kimlerle görüştüğü gibi bilgileri içeren notları tekrar dikkatle okudu.
Ev, Kırmızı Gül Malikanesi, Quelaag Kulübü, Vikont Conrad’ın
malikanesi... Sıra dışı hiçbir şey yok... Klein kalemi alıp ziyaret
edeceği yerleri ve soru sorması gereken kişileri işaretledi.
Bütün bunlar bittiğinde de derince bir iç çekip ortalığı toparladıktan
sonra yatağına yöneldi.
Gece yarısı, kızıl ay bulut katmanlarının arkasında gizlenirken ise
gözleri aniden açıldı.
Hemen yataktan çıkıp sakince kapıyı açtıktan sonra banyoya yönelip
kağıt figürünü hazırladı.
Karanlık bir köşeye çekilip saat yönünün tersine dört adım attıktan
sonra Aptal’a ait olan onur koltuğuna oturdu.
Bakışları artık cansız, hoşnutsuz ve karamsar değildi.
Hemen pijamasının gizli cebindeki kan lekeli mendili çıkardı.
Eşyaları toparlarken Sihirbaz Beyonder güçlerini kullanarak bu
mendili saklamıştı.
Derin bir nefes aldıktan sonra kalemi alıp ilk başta kullandığı kehanet
ifadesini bir kez daha yazdı:
“Talim Dumont’un ölümünün gerçek sebebi.“
İfadeyi yedi kez tekrarladıktan sonra arkasına yaslanıp derin bir
uykuya daldı.
Gri, hayali dünyada, öncekinden tamamen farklı bir sahne belirdi
karşısında.
Gözlerinin önünde avuç büyüklüğünde, gözleri, burnu ve ağzı olan
ahşap bir kukla vardı.
Kuklanın gövdesindeki birkaç koyu kırmızı kan damlası ona oldukça
şeytani bir görünüm vermişti.
O sırada bir el uzandı. Teni beyaz, pürüzsüz ve güzeldi, parmakları
ince ve narin görünüyordu.
En göz alıcı özelliği ise serçe parmağındaki safirli eşsiz yüzüktü.
Pa!
Kuklanın kalbine doğrultulmuş olan işaret parmağı aniden siyah bir
alevle sarıldı.
Sessizce sahne parçalandı ve Klein rüyasından uyandı.
İlk tahmini yanlış değildi. Talim bir lanet sonucu ölmüştü!
Ancak burada bir sorun vardı. Lanetin gerçekleşme sahnesini
görebiliyordu, ancak neden sahnenin bütünü görünmüyordu?
Gri sisin üstündeki gizemli alan tüm müdahaleleri ortadan
kaldırabiliyor oysa... Klein şaşkın bir şekilde elindeki kağıda baktı.
Normalde, soyut ve yanlış yorumlanması kolay vahiyler almak
kehanet yeteneklerinin sınırlı olmasıyla alakalı bir problemdi. Bu,
üzerinde kehanet kullandığı meselenin çok zor olduğu ve gri sisle
ilgisi olmadığı anlamına geliyordu. Anlaşılabilir bir sonuçta, ancak
Klein o korkunç lanet sahnesini net bir şekilde görmüştü... Bununla
birlikte, sahnenin kapsamı oldukça küçüktü, tuhaf bir sebepten ötürü
verimli bir vahiy sağlamamıştı.
Ben... geçmişte de buna benzer bir durumla karşılaştım mı? Klein
dikkatle geçmiş deneyimlerini gözden geçirmeye başladı.
Birkaç saniye sonra aniden duruşunu dikleştirdi, bu durumu nerden
hatırladığını bulmuştu.
Tingen’de, başına gelen sayısız tesadüfün ardındaki gerçeği
araştırırken de böyle bir şey olmuştu!
Kırmızı bacalı evi net bir şekilde görebiliyor, ancak Ince Zangwill ve
Mühürlü Eser 0-08’e ulaşamıyordu!
Bu, bu... Gri sisin gücüne direnen Dizi 0 bir Mühürlü Eser ya da aynı
seviyedeki bir insanın gücü mü?
Hayır, böyle olmayabilir. Başka olasılıklar da var. Bir kez daha
doğrulamam gerekiyor! Klein kendisini sakinleştirmek için birkaç
derin nefes aldı.
Aynı kehaneti tekrar yapacaktı.
Vahiy değişmezse, işler çok da korkunç değil demekti, ancak bu kez
kehanet başarılı olmazsa, hedef ya da hedefin çevresindeki bir şey,
tıpkı 0-08 gibi gri sisin gücüne direniyor demekti!
Klein biraz sakinleşmeyi başardıktan sonra kehanet ifadesini tekrar
yazdı.
“Talim Dumont’un ölümünün gerçek sebebi.“
…
Arkasına yaslanıp kısık sesle ifadeyi tekrarladı.
Bu kez rüyasında tek görebildiği puslu, parçacıklı gri bir alandı. Tahta
kukla ya da el yoktu.
Vooş!
Klein duruşunu dikleştirdi, ancak yüzünde korkunç bir ifade vardı.
Talim neye bulaştı böyle?
Şimdi ne yapacağımı düşünmeme hiç gerek yok. Yapmam gereken
tek şey pasif ve kusursuz olmak. Önce Prens Edessak’a yalan
söyleyip bu meselenin ardındaki gerçeği çözemediğimi anlatacağım.
Huh, bu dünya gerçekten çok korkunç. En ufak bir dikkatsizlik son
derece korkunç bir şeyle karşılaşmama neden olabilirdi... Böylece
Klein hemen gerçek dünyaya döndü.
…
Salı sabahı 9’da, Taç Mezarlığı’nda.
Siyah bir gömlek, siyah yelek ve siyah tüvit ceket giymiş olan Klein,
elinde 12 soliye aldığı bir çiçek demetiyle kalabalığın arasına karıştı.
Talim’in cesedinin bulunduğu tabutu, tabutun mezara yavaş yavaş
yerleştirilişini kederli bakışlarla izliyordu.
Talim’in annesinin gözleri ise kırmızı ve şişti. Birkaç kez konuşmaya
yeltenmiş, ancak bir türlü ses çıkaramamıştı. Gri saçlı babasının ise
yüzünden bitkinlik akıyordu. Hafifçe titreyen adam kıpırtısızca olan
biteni izliyordu.
Bunu gören Klein başını hafifçe eğip gözlerini kapattı.
Kalabalık uzaklaşana kadar bekledikten sonra da yaklaşıp
çömelerek çiçeği toprağın üstüne bıraktı.
Üzgünüm...
Tam ayağa kalkmış oradan ayrılmak üzereydi ki Muhabir Mike ve
Cerrah Aaron’un yaklaştığını gördü.
“Ne acı. Talim’in böyle... böyle... ah...“ Mike cümlesini bile
tamamlamamıştı.
Daima soğuk olan Aaron’un ise gözleri yaşlarla dolmuştu. “Sıcacık
bir kalbi vardı. Sonu böyle olmamalıydı...“
“Evet, büyükbabasının kötü şöhretinden kurtulabilirdi,“ dedi Klein da
hüzünlü bir tonda.
O sırada, kalın, siyah bir elbise giymiş ve yüzünü bir duvakla örtmüş
bir kadının Talim’in mezarına yaklaştığını gördüler. Onun da elinde
bir demet çiçek vardı.
Klein çaktırmamaya çalışarak, göz kenarıyla kadını takip etti.
Kadın eğilip siyah tül eldivenli eliyle çiçek buketini bıraktı.
Sol elinin serçe parmağında mavi bir mücevher parıldıyordu.
Klein şok olmuştu.
Tüm bedeni uyuşmuş gibi hissediyordu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.