Bölüm 4936
Bölüm 4936: Zamansal Sonsuzluk! II
BU En Genç Olan, bizzat BU Aralıklar’ın Dokusu’na baskı yapan bir Ağırlıkla konuştu.
“Bu... Bir Sonsuz Her Şey. İçine halihazırda koşullar koyduğum için Son Derece Nadir ve Akıl Almaz Bir Şey.“
Nesne, BU En Genç Olan’ın avuçları arasında süzülüyordu; Yüzeyinde Galaksiler’i, Çarklar’ı, Katlar’ı ve her şeyi barındırıyormuş gibi görünen saf Mavi-Altın ışıktan bir Sonsuzluk Sembol’üydü. Amser’in Zamansal Algısı’nı sarsan bir sıcaklıkla yanıyor; Geçmiş’i, Şimdiğ’i ve Geleceğ’i Görme Yeteneğ’i, aynı anda tüm Ânlar’da var olan bir şey tarafından Ânlık olarak alt ediliyordu.
“Bunu almak, o Enfeksiyon’la tamamen savaşmana ve onu ortadan kaldırmana olanak tanıyabilir. Eğer tamamen Enfekte olmuş olsaydın, bu işe yaramazdı.“
BU En Genç Olan’ın gözleri ne merhamet ne de zulüm barındırıyordu. Sadece dürüst bir değerlendirme.
“Bunu kullanmanın bedeli... Pekala, onu içine aldığında bileceksin. Bu, Zamansal Medeniyet’in olan her şeyi BU İlk Dil’e bağlamak ve onunla desteklemektir. Bu, büyük Olasılık’la Medeniyet’ini değiştirecek ve onu Enfeksiyon’unla savaşacak olan bir Sonsuzluk parıltısıyla dolduracaktır.“
Durakladı.
“Ama bedeli... Pekala, göreceksin. Al onu. Sonsuzluk ile damgalanmış bir Zamansal’a ne olacağını merak ediyorum.“
BOOM!
Sesi ağırdı.
Sonsuz Her Şey şimdi onun önünde süzülüyor, BU En Genç Olan’ın avucuna yerleştirilmiş ve bir kol mesafesinde Varoluş’ta asılı kalana kadar ileri doğru sürüklenmesine izin verilmişti. Kelimeler’le tarif edilemeyecek kadar Güzel’di; Küçük Formu’nda çoğu Mutlağ’ın tüm Varoluşlar’ı boyunca Biriktirdiğ’inden daha fazla Otorite barındıran, Sıkıştırılmış Potansiyel’den oluşan bir Sonsuzluk Sembol’ü.
Mavi-Altın ışık, sanki halihazırda onun Varoluş’uyla senkronize olmaya başlıyormuş gibi, neredeyse Amser’in kalp atışlarıyla eşleşen ritimlerde yüzeyinden atıyordu.
Sadece onu tutması gerekiyordu!
Sadece ona uzanması gerekiyordu!
Ama elini kaldırması...
Amser kolunu o Sonsuz Mavi-Altın parıltıya doğru kaldırmaya çalıştı ve anında Enfeksiyon’un onu aktif olarak durdurduğunu hissetti. Emirlerine sorgusuz sualsiz itaat etmesi gereken Kaslar’ı aniden dağlardan daha Ağır geldi. Çağlar süren pratiğin rahatlığıyla hareket etmesi gereken Tendonlar’ı, şimdi sayısız görünmez el tarafından tutuluyormuş gibi hissettiriyordu!
İlerlemenin her bir Zerre’si, şimdiye kadar sarf ettiği Her Şey’i Aşan bir Çaba gerektiriyordu.
Varoluş’unda bu gerçekleştirdiği en zor eylem gibi hissettiriyordu.
Bir Mutlak olmak için attığı o adımdan bile daha zordu!
O Adım zor olmuştu, evet. O zamanlar sahip olduğu Her Şey’i, Temel’in, İrade’nin ve Kararlılığ’ın her bir zerresini gerektirmişti. Ama en azından o adım sırasında, sadece Varoluş’un kendisinin doğal Direnc’ine karşı savaşıyordu. Sadece kendi Otoritesi’ne boyun eğmek istemeyen Varoluş’un Ağırlığ’ına karşı itiyordu.
Bu farklıydı.
Bu, içinde bulunan ve kendisi olarak hayatta kalmasını aktif bir şekilde istemeyen bir şeye karşı savaşmaktı.
Kolu kalkarken, titredi. Onun kalibresindeki bir Mutlak için mümkün olmaması gereken Terler alnında belirdi. Parçalanabileceklerini hissedene kadar dişleri kenetlendi. Zamansal Otorite’si, şimdiye kadar tezahür ettirdiği Her Şey’i Aşan bir çaresizlikle etrafında yandı!
Ama...
“Ben! AMSER! MODRED’İM!“
Gri Boşluğ’u dalgalandıran bir Güç’le BU Aralıklar’ı yırtıp, geçen bir kükremeyle kim olduğunu kendisine hatırlattı. O, kendisine isim verenin oğluydu. O, BU Yaşayan Zamansal’dı.
O, Gözlemlenebilir Varoluş’taki Varoluşlar’ın çoğu daha soğmadan öncesinden beri Zaman’ın içinden yürümüş bir Mutlak’tı. O, kendisiydi ve kendisi olarak kalacaktı ve hiçbir Snfeksiyon bunu ondan alamayacaktı!
El’i o Sonsuz Sonsuzluk parıltısının etrafında kapandı.
BOOM!
Onu kavradığı Ân, serinlik dalgalarının Varoluş’unu kavurduğunu hissetti.
Bu hissi, Doğrusal Zaman’a ait kelimelerle tarif etmek imkansızdı. Aynı anda hem soğuk hem de sıcaktı. Aynı anda hem nazik hem de şiddetliydi. Aynı anda hem Yok Edilip hem de Yeniden Var Edilme hissiydi; Varoluş’u Parçalanıyor ve Temeller’i boyunca Dokunan yeni bir şeyle Yeniden Birleştiriliyor’du.
Mavi-Altın ışık, bir Mutlak olduğundan beri deneyimlediği Her Şey’i Aşan bir Güç’le Zamansal Dokumalar’ına doldu.
Sonsuzluklar, Varoluş’unun her yönüne nüfuz eden dalgalar halinde O’nu yıkayıp, geçti. Anılar’ının içinden aktılar; Onları Enfeksiyon’un neden olduğu çözülmeye karşı Güçlendirdiler. Medeniyetsel Temeller’i boyunca kabardılar; Çağlar gibi hissettiren bir süredir yayılmakta olan Çatlaklar’ı doldurdular. Onu parça parça ele geçiren işgalcilere karşı baskı yaptılar.
Ve Varoluş’unu kavramakta olan o Yenilmez Enfeksiyon Yılanlar’ı feryat etmeye başladı.
Onları duyabiliyordu. Hissedebiliyordu. Sonsuzluklar, karşı koyamayacakları bir Otorite’yle onlara baskı yaparken, yaşadıkları sıkıntıyı sezebiliyordu. Ona Birlik, Aidiyet ve Aile vaat eden o sıcak fısıltılar, çoktan talep etmeye başladıkları Temeller’den uzaklaştırılmaya zorlandıkça, şimdi birer hüsran çığlığına dönüşmüştü!
Bilinc’inin içinden Dokunmuş olan o filizler, Varoluşlar’ının Geçersiz Olduğ’unu İlan Eden Mavi-Altın bir ışık tarafından yakılıp, yok ediliyordu!
Enfeksiyon dışarı itiliyordu!
Ama olan biten sadece bu değildi.
Zamansal Medeniyet’i değişiyordu.
Bunu Çekirdeğ’inin derinliklerinde hissetti; Bizzat zaman üzerindeki Otoritesi’nin, BU En Genç Olan’ın o Sonsuz Her Şey’in içine yerleştirdiği Sonsuzluk parıltısıyla Aşılandığ’ını hissetti. Ona Geçmiş’i ve Geleceğ’i her zaman Şimdi’nin uzantıları olarak görme İmkan’ı veren Zamansal Algı’sı artık Sonsuz’ca Genişlemiş’ti. Zaman’ın Sonsuzluklar’la parlamasının ne anlama geldiğini hissetmeye başlamıştı.
Sadece geçip, giden değil, kendini yenileyen bir Zaman.
Tekil ilerlemelerden ziyade Sonsuz Varyasyonlar barındıran bir Zaman.
Önceki Anlayış’ının asla kapsamadığı şekillerde Sonsuz olan bir Zaman’dı bu.
Medeniyet’i, daha önce hiç olmadığı kadar görkemli bir şeye dönüşüyordu.
Ama...
Sonunda, dönüşüm kendini Tamamlarken ve Enfeksiyon’un son izleri Varoluş’undan yakılıp silinirken, ciddi bir farkındalığa vardı.
Zamansal’ı Akıl Almaz Derece’de daha görkemli hâle gelmişti, evet. Zaman üzerindeki Otorite’si artık daha önce hiç sahip olmadığı Boyutlar barındırıyordu. Güc’ü, tek başına başarabileceği Her Şey’i Aşan Şekiller’de artmıştı.
Ama... O Sonsuzluk parıltısı Medeniyet’inin üzerinde parlak bir şekilde asılı duruyordu.
Üzerinde.
Medeniyet’i aşağıda. Sonsuzluk yukarıda. Ve Sonsuz’a dek böyle kalacaktı.
O’nun Zamansal Yol’u, artık BU İlk Dil’in Sonsuzluk parıltısının altında asılı duruyordu. Ne kadar görkemli hâle gelirse gelsin, ne kadar güçlenirse güçlensin, gelecekte hangi Yükseklikler’e ulaşırsa ulaşsın, her zaman bu Sonsuzluğ’un altında olacaktı. BU En Genç Olan’ın altında. Bir Zamanlar avlamaya çalıştığı o Varoluş’un altında.[Not: Şu Uçurum’a bak. Ne kadar Güçlenirse, Ne kadar Yükseklikler’e ulaşsa ulaşsın...]
Bir Meta-Niteliksel Hiyerarşi kurulmuştu.
Değiştirilemezdi.
Amser gözlerini açtı ve derin derin nefes alarak, Medeniyet’inin artık boyunduruğu altına girdiği Varoluş’a baktı. Beden’i, Zaman’ın Mor Nehirler’inin kıvrılan filizleriyle çevriliydi ancak bu Nehirler artık Mavi parıltılarla parlamaya başlamıştı.
Sonsuzluğ’un parıltılarıyla dolu olan Zamansal’ın Mor’una baktı. Önceki Otoritesi’nin hiç olmadığı kadar güzeldi. Eski Benliğ’inin asla başaramayacağı kadar görkemliydi.
Bedel buydu.
Kim olduğunu korumak için, yine de bir başkasının astı olmak zorundaydı.
BU En Genç Olan’ın sakin gözlerine baktı. Eski bir Düşman’a boyun eğdirmiş olmanın hiçbir zaferini, hiçbir böbürlenmesini, hiçbir tatminini barındırmayan o Kadim-Genç gözlere. Sadece sakin bir gözlemdi bu. Sadece sabırdı. Sadece ne olacağını tam olarak bilen birinin sarsılmaz özgüveni idi.
Amser Modred gözlerini kapattı ve kendi Dokumalar’ını tekrar hissetti.
Kendisine isim verene dair Anılar’ı. Oradaydılar. Sağlam. Enfeksiyon başladığından beri hiç olmadıkları kadar net bir şekilde.
Hırsları. Hâlâ mevcuttu. Değişmiş olabilirdi ama Silinmemişti.
Umutlar’ı. Hayaller’i. Kimliğ’i.
Hepsi sağlamdı!
Ve ona sadece teslim olması halinde her şeyi vaat eden o tatlı ses...
Artık onu duyamıyordu.
Yalnızca hayatta kalmak için özgürlüğünü az önce takas etmiş bir Mutlağ’ın anlayabileceği şekillerde birbiriyle örülmüş minnettarlık, kızgınlık, kabullenme ve isyan barındıran karmaşık bir ifadeyle BU En Genç Olan’a doğru bakarken, gözlerini bir kez daha açtı.
Ve sanki bu Varoluş onu garip bir duruma düşürmek istemiyormuş gibi, BU En Genç Olan gülümsedi.
Hiçbir alay ve küçümseme barındırmayan basit bir ifadeydi. Sadece ne olduğunun ve bundan sonra ikisi için ne anlama geldiğinin bir kabulüydü.
Taht’ına geri döndü, kristalleşmiş Otorite’ye rahatça yerleşti ve bir kez daha Kalem’ine uzanırken, sakince konuştu.
“İşe yaraması çılgınca. Ama hey, Quintessence’nin ve Sonsuzluklar’ın Katlar’ına hoş geldin, Amser Modred.“
Kalem’i Altın Kağıd’a dokundu.
“Şimdi, Sonsuzluklar olmadan, Enfeksiyon’u nasıl uzak tuttun? Akıl Almaz Derece’de merak ediyorum.“
...!
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.