Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5081

Bilgi ve Erişim! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.336

Varoluş nefes alır ve Çağlar Geçer; Geride Anıtlar’a dönüşen Medeniyetler bırakır, bunlar daha sonra Anılar’a dönüşür ve o nefes yeniden geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Bütün bu Çağlar boyunca, Sonsuzluk Mutlak Egemenlik Kurar.


---


Altın Nehirler her yöne akıyordu; Gözlemlenebilir gücün yoğun akıntıları, Dışardan bir rehberliğe ihtiyaç duymayan bir amaçla bu Âlem’de ilerliyordu.


BU Gizemli Eon bu Nehirler’in içinde oturuyordu, şekli, bu Alan’a girecek kadar aptal olan herhangi bir Sınırlı Varoluş’u ezip, geçecek parlaklıkla çevriliydi. Dizlerini göğsüne çekmiş, kollarını onların etrafına dolamıştı. Hâlâ mühürünün açılmasından kaynaklanan kalıcı değişiklikleri taşıyan Altın Rengi gözleri, konumunun önünde süzülen Hâyal’i bir Ekran’ı izliyordu.


Ekranda BU Grimvault ve Noah ile Çoraklıklar’ın o uzak bölgesinde gelişen çatışma gösteriliyordu.


BU Grimvault’un Silurian Işığı’nı Teatral bir ihtişamla açıklamasını izledi. Noah’ın, tüm Varoluş’unun yok edilebileceğini öğrenmesine rağmen ifadesinin sabit kaldığını gözlemledi.


Yüzünde, onun Sınıflandırması’na uygun olmayan bir hüzün vardı.


“Sınırlılar Bilmezler,“ dedi yumuşak bir sesle, kendinden başka kimseye hitap etmeden, “Bazen basitliğin ne kadar Büyük olabileceğini.“


Etrafındaki Altın Nrhirler sesine tepki olarak hareket etti, akıntılar onun ifade ettiği melankoliye uyum sağlamak için yön değiştirdi.


“Daha Yüksekler’e ulaşmaya başladığınızda, her birinizin Varoluş’unuzun temsil ettiği şeyin Yüz’de Bir’ine bile erişemediğinizi fark edersiniz. Medeniyetiniz’in temsil ettiği şeye.“


Çenesini dizlerine dayadı ve BU Grimvault’un acımasız gülümsemesini izledi.


“Varoluş’un sadece Yüzde Bir fazlasını bile açığa çıkarmak için Proterozoik Kemik ve Organlar ve çok daha fazlasını inşa edeceksiniz. Yeterli gücün sonunda şu anda algılayamadığınız derinliklere erişmenizi sağlayacağına inanarak, çağlar boyunca mücadele edecek, Tüketecek ve Geliştireceksiniz.“


Altın rengi gözleri hafifçe karardı.


“Ve başkalarının tamamen Farklı bir Başlangıç noktasında olduğunu anlayamayacaksınız.“


Gözlemlenebilir Güc’ün Nehirler’i, muazzam yoğunluklarıyla Çelişen bir yumuşaklıkla onun etrafında dönüyordu.


“Sınırlı Olanlar için, Medeniyet Erişimi, kanayan parmaklarla tırmanılması gereken bir duvardır; Her seferinde Yüz’de Bir’in bir kısmı kadar. Siz, Güc’ü Farklı Birimler’le Ölçenler için görünmez olacak kadar küçük kazançlar uğruna savaşıyor, ölüyor ve birbirinizi yiyorsunuz.“


O iç geçirdi; Ses, Altın rengi Âlem’in dört bir yanına yayıldı.


“Tek başına bir Nabza erişmek bile onlar için Aşılamaz bir engel gibi gelebilir. Silurian Işığ’ı Yüzde Beş Erişim seviyesinde var olur; Ve çoğu, bu arayışa kaç Eon ayırırlarsa ayırsınlar, Asla Yüz’de Beş’e ulaşamayacak. Medeniyetler’inin gerçekte içerdiğinin Yirmi’de Bir’inin azını algılarken, kendilerini güçlü sanarak ölecekler.“


Kollarını dizlerinin etrafına sıkıca doladı.


“BU Yaldızlı için bu doğal bir şey. Biz Duvarlar’ı Tırmanmayız. Sadece Algılarız ve Algıladığ’ımız şeye Erişebiliriz. BU Ölçekler’in Nabızlar’ı, yetersiz dönüşüm engellerinin arkasında bizden gizli değildir. Oradadırlar, kullanılmayı beklerler; Bizler için bu Nefes Almak kadar açıktır.“


Ekranındaki Noah’ın siluetini izledi; Koparmadığı bağlantıdan akan Gözlemlenebilir Güc’ün Altın Alevler’iyle çevriliydi.


“Yine de ısrar ediyorsun. Mücadele ediyorsun. Daha doğmadan önce Varoluş’una yerleştirilmiş Sınırlar’ı kabul etmeyi Reddediyorsun.“


Sesi daha da yumuşadı.


“Belki de basit olanı bu kadar Büyük kılan budur. Belki de kendimi mühürlediğimde ve onca Eon boyunca anlamak istediğim şey buydu.“


Sessizliğe büründü, adını koyamayacak kadar karmaşık duygular barındıran bir ifadeyle donmuş yüzleşmeyi izledi.


“Ahh ama anlamak hiçbir şeyi değiştirmez. Sen hâlâ Sınırlı’sın. Ben hâlâ Yaldızlıyım. Ve aramızdaki Mesafe Güç’le Ölçülemez, hiçbir Sonsuzluğ’un gerçekten köprü kuramayacağı Temel Doğa’yla Ölçülür. Hiçbir...!“


“Eonlar’ca ortadan kaybolduktan sonra, seni bu kadar duygusal yapan nedir?“


BOOM!


Arkasında yankılanan başka bir ses, sözlerini kesintiye uğrattı!


Bölgedeki Altın Nehirler, karşılaşmayı bekledikleri bir şeyi tanıdıklarını ilan eden bir hevesle o sesin kaynağına doğru akın etti.


“Oradaki o küçük şeyleri senin için bu kadar özel kılan nedir ki dikkatini çekiyorlar?“


Eon’un bakışları titredi ve sırtı aniden dikleşti. Yüz hatlarını yumuşatan hüzün kayboldu; Yerine, bunu algılayabilecek herkese Gerçek Doğası’nı İlan Eden keskinlik ve haşmetli bir duruş geçti. Kim geldiğini görmek için arkasına döndüğünde, Altın rengi gözleri keskin bir bakışa büründü.


Arkasında duran Varoluş son derece görkemliydi.


Gözleri onunki gibi Altın’dı, ama Gözbebekleri ya da İrisler’i yoktu; Normal Algı’nın Ölçebileceğ’inin Ötesi’ne uzanan derinlikler barındırıyor gibi görünen, sadece Gözlemlenebilir parlaklıktan oluşan Geniş Alanlar vardı. Ten Reng’i Açık’tı, içten gelen bir ışıkla parlıyordu; Bu da onun Et’ten Kemik’ten bir Varoluş olmaktan çok, İnsanım’sı bir form giymeyi seçmiş Gözlemlenebilir Güc’ün yoğunlaşması olduğunu düşündürüyordu.


Cüppesi Temiz ve Beyaz’dı; Leke ya da Kusur’u kabul edemeyecekmiş gibi görünen kusursuz bir Yapı’ya sahipti. Cüppeler, uzun boylu vücudunun etrafında, kumaşın kendisinin omuzlarına dökülmekten memnun olduğunu gösteren bir zarafetle dalgalanıyordu.


O geldiği Ân’da, bölgedeki tüm Gözlemlemebilir Güç akıntıları önceki yönlerini terk edip, ona doğru akın etti. Hevesle onun etrafında birleşti; Altın Rengi ışık, sanki Emilmeye, Kullanılmaya, onun istediği her şeye dönüşmeye can atıyormuşçasına Varoluş’una baskı uyguluyordu.


Yüz Hâtlar’ı Akıl Almaz Derece’de Yakışıklı’ydı; Doğal Varoluş’un Üretebileceğ’inin çok ama çok Ötesi’nde bir orantıya sahipti. Yüksek elmacık kemikleri. Güçlü bir çene. Dudakları, görünürdeki neşesinin altında sıcaklık barındıran hafif bir gülümsemeye kıvrılmıştı. Dokunmuş Altın rengindeki Saçlar’ı dalgalar hâlinde omuzlarından aşağıya dökülüyordu.


BU Eon’a, rahat tavrının altında tanıdıklık, sevgi ve belki de endişe barındıran bir ifadeyle baktı.


BU Eon bu Varoluş’a doğru başını salladı.


“Kardeşim.“


Bu söz üzerine Adam’ın ifadesinin nasıl değiştiğini gözlemleyerek, bir Ân durakladı.


“Uzun zaman oldu. Ah, özür dilerim. Sana böyle hitap edilmesinden nefret ettiğini unutmuşum.“


Sesi, ona hitap ederken, doğal bir şekilde ortaya çıkan resmi bir ton aldı.


“Ubergulden Dietrich, uzun zaman oldu.“


...!


Oturduğu yerden kalktı ve ortaya çıkan Varoluş’a alaycı bir selam verdi; Bu jest, görünürdeki saygının altında alaycılık barındırıyordu. Hareketleri kesin ve kasıtlıydı; Çoğu Varoluş’un Kavrayamayacağ’ı kadar Uzun Zaman Dilimler’inde bu ritüeli sayısız kez gerçekleştirmiş birinin hareketleri gibiydi.


Ubergulden Dietrich onun performansına güldü.


Sesi sıcak ve samimiydi. Altın rengi Âlem’in içinde ona doğru süzüldü; Gözlemlenebilir Güç, bir geminin pruvasındaki su gibi onun geçişinin etrafında ikiye ayrıldı. Ona ulaştığında, bir elini uzattı ve ikisinin de yaydığı Güc’e bakıldığında, tamamen uygunsuz görünen bir hareketle başını okşadı.


“Küçük Kardeşim.“


Sesi, sanki İkinci bir Dil konuşuyormuş gibi ağır ve kalın bir Aksan’la çıktı.


“Mein Schwesterherz... Ubergulden Adelheid, beni özledin mi?“


Gözbebeksiz ve uçsuz bucaksız Altın Rengi gözleri, onun ifadesini, onun ortaya çıkarmak istediğinden daha fazlasını algılayan bir dikkatle inceledi.


“Ve izlediğin bu Sınırlılar, senin için özel mi? Daha önce onları seyrederken, BU Sınırlılar’ın dertlerinden bahsettiğini görmemiştim.“


Hâlâ Noah ve BU Grimvault’u gösteren Hâyal’i ekrana doğru eliyle işaret etti.


“Sonuçta biz ve onlar, Varoluş’un tamamen farklı iki yüzünden geliyoruz. Bizim doğal olarak Algıladığımız şeyi Algılamak için ne kadar mücadele ettikleri bizi ne ilgilendirir ki?“


...!


BU Eon, onun sorularına soğuk bir bakış attı.


“Seni beklerken, BU Sınırlılar’ın Topraklar’ında Varoluş’un ortaya çıkan Dokumalar’ını inceliyordum.“


Sesi artık onun konuşmasına renk katan aynı ritimle çıkıyordu.


“Gözlemlenmeye değer pek çok şey oluyor.“


Bunu söylerken, neredeyse küçümseyen bir hareketle elini salladı.


Altın Alan’ın her yerinde çok sayıda İllüzyon’lu Ekran belirdi; Her biri Gözlemlenebilir Varoluş’un dört bir yanından farklı Sahneler gösteriyordu. Bazıları, asla Gerçekleşmeyebilecek İlerlemeler için çabalarken, Proterozoik ışıkla çevrili hâlleriyle izole bir şekilde Kultivasyon yapan BU İlkel Mimarlar’ı gösteriyordu. Diğerleri ise, çoğu Varoluş’un Algılayamadığ’ı amaçların peşinde olan Yıldız gibi Hâller’iyle BU İlkel Alemler’de dolaşan Bölünmemiş Varoluşlar’ı gösteriyordu.


Bir ekranda, BU Abaddon’un Kaos Devler’i tarafından dönüşmüş Okyanuslar’ın üzerinde sürüklendiği, Cansız Beden’inin düşmüş bir kral gibi bilinmeyen yerlere taşındığı görülüyordu.


Birçok Ekran’da Sayısız Varoluşlar, çeşitli şekillerde ortaya çıkan Sınır’lı Varoluş’un bir Panoraması gösteriliyordu.


İlginç bir şekilde, Ekranlar’da BU Yaratık ile ilgili hiçbir şey görünmüyordu.


Hiçbir ekranda Gözlemlenebilir ile Gözlemlenemez arasındaki Egemenlik Alan’ı gösterilmiyordu. Hiçbir Ekran’da Alevler’i, ziyafeti ya da BU Wyld’e geri döneceğine dair Beyan’ı gösterilmiyordu.


BU Eon, açıklamasını bitirirken, gözleri tüm bunları taradı.


“O hâlde gidelim.“


Sesinde, konuşmanın bittiğini açıkça belirten bir kesinlik vardı.


Ubergulden Dietrich gülümsedi ve neredeyse fazla kolay görünen bir uzlaşmacılıkla başını salladı.


“Elbette, önden buyurun.“


Sadece Kendi Sınıflandırmalar’ına ait olanların Algılayabileceğ’i Gözlemlenebilir Güç’ten geçen yollara doğru eliyle işaret etti.


“O kadar uzun zaman oldu ki, diğerleri sizin hakkınızda çok meraklı. Sormak istedikleri o kadar çok soru var ki. Nerede olduğunuzu, ne yaptığınızı, neden gerçekte ne olduğunuzu asla anlayamayacak olanlar arasında kendinizi Eonlar’ca hapsettiğinizi bilmek istiyorlar.“


Gülümsemesi biraz daha genişledi.


“Devam et, Küçük Kardeşim. Ben de arkandan geleceğim.“


BU Eon, etraflarını saran Gözlemlenebilir Güç Nehirler’ine adım attığında, silueti parıldadı.


Altın akıntılar onu sardı ve onu BU Yaldızlı’nın bulunduğu yere doğru giden Yollar’a çekti. Varoluş’u parlaklığın içinde eridi, Fiziksel Formu içinden geçtiği güçten ayırt edilemez hâle geldi.


Ortadan kayboldu.


Ubergulden Dietrich, Varoluş’un Öte’sindeymiş gibi görünen Yakışıklı Yüz’ünde sabit kalan bir gülümsemeyle onun ayrılışını izledi.


O ayrılırken, o arkasını döndü.


Gözbebeksiz Altın rengi gözleri, BU Eon’un ortaya çıkardığı tüm Ekranlar’ı görmezden geldi; BU İlkel Mimarlar’ı, Bölünmemiş Varoluşlar’ı ve Kaos Devleri’ni farkına bile varmadan geçip, gitti. BU Abaddon’un Cansız Beden’ine ya da her yerde sergilenen sayısız diğer Varoluş’a bir bakış bile atmadı.


Sadece tek bir Ekran’a odaklandı.


BU Grimvault ve Noah’ın bulunduğu ve o gelmeden önce Kız Kardeşi’nin dikkatini çeken yüzleşmenin gösterildiği Ekran’a.


Gülümsemesi, görünürdeki sıcaklığının altında bir Bilgeliğ’i barındıran bir şeye dönüştü.


“Unuttun mu, Kardeşim?“


Sesi yumuşak, neredeyse nazikti; Sözlerini bir şekilde daha tedirgin edici kılan bir şefkat taşıyordu.


“Yalan söylediğini her zaman anlardım.“


Bu sözleri söyledikten sonra, Gözbebeksiz gözleri parlak bir şekilde ışıldadı.


Vücudunu çevreleyen Altın ışık yoğunlaştı, Etki Alan’ına doğru dışarıya doğru baskı uyguladıktan sonra kendi içine çöktü. Ona doğru akmakta olan Gözlemlenebilir Güç Nehirler’i de onu takip etti, Kız Kardeş’inin gittiği aynı hedefe doğru giden yollara çekildi.


Birkaç saniye sonra, o da ortadan kayboldu.


Alan boşaldı; Artık dikkatlerini çekecek Yaldızlı bir Varoluş kalmadığı için, Altın Nehirler amaçsız akışlarına geri döndüler.


Sadece Hâyal’i Ekranlar kaldı; Artık kimsenin izlemediği sahneleri gösteriyorlardı ve zamanla onlar da solup, gidecekti.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi