Bölüm 299
Çeviri:Sansanson
56.Kısım – Okuyucu ve Yazar (5)
“Ne?”
“Gitmeyeceğim.”
Beklenmedik bir cevaptı, bu yüzden bir aptal gibi kalakaldım. “Neden?”
“Bensiz hepsi ölür.”
Kulaklarıma inanamadım. Han Sooyoung’un böyle konuşabileceğini asla düşünmezdim. Sesim istemsizce yükseldi ve saldırganlaştı.
“Kendi dünyanı kurmak istemiyor muydun?”
“...Dünyamı sonra da kurabilirim. Birinin onlara liderlik etmesi lazım.”
“Neden durup dururken—“
“Yoo Joonghyuk artık bir karakter değil. Bunun ne anlama geldiğini sanıyorsun?”
Ağzımı kapattım.
“Bu artık bir roman değil.”
Han Sooyoung’un sözleriyle kalbim hızla çarptı.
[Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleştirildi!]
“Mesele her şey için affedilmek değil. Gelişmeler nasıl akarsa aksın, hikâyeyi düzgün bir şekilde bitirmeliyiz.”
Şapkasının siperliği yüzünden Han Sooyoung’un yüzü tam seçilmiyordu. Sözlerim bitmeden Han Sooyoung harekat odasından çıktı. Dışarıdaki insanlarla konuştuğunu gördüm. İzlemeye devam ettim.
***
Ayrılmadan önce halledilmesi gereken birkaç şey vardı. Bunlardan biri Uriel’di.
Hapsedilmiş Uriel peluşuna baktım. Şu an sakin bir durumdaydı ama hapis sona erdiğinde Uriel yeniden Alevlerin Meleği olarak uyanacak, etrafındaki tüm canlıları yakacaktı.
Gabriel’in gerçek sesi kulaklarıma ulaştı. [Uriel ile ne yapacaksın?]
“Düşünüyorum.”
Çaresizce sarkan taç yapraklarını sallayan Gabriel’e baktım. Belki de buradaki durum onu sarsmıştı. Orijinal kurguya göre Gabriel, diğer meleklere iyi göz kulak olan biriydi.
[Kalacağım.]
“Mümkün değil.”
[Neden? Buraya ihanet ettiğim için mi?]
Cevap vermedim. Gabriel haksızlığa uğramış gibi davrandı.
[Eden’e neden ihanet ettim?]
“Senin için kaçınılmaz bir karar olmalıydı.”
[Bana detayları doğru dürüst anlat. Neler oldu? Bir şeyler biliyorsun!]
“Tam olarak bilmiyorum. Merak ediyorsan, geri dön ve Metatron ile konuş.”
Bu duruma müdahale etmem benim için iyi olmazdı. Yanlış yorumlanmış bir bilgi yüzünden üçüncü turun gelişiminin beklenmedik zorluklarla karşılaşma ihtimali vardı. Gabriel’in yaprakları titredi.
[Eğer geri dönersem, Eden’a tekrar ihanet etmez miyim? O zaman burada kalmayı tercih ederim—]
“Gelecek değişebilir. Geri dönmek zorundayız.” Kendimden emin bir şekilde konuştum. Bu dünya bizim dünyamız değildi.
[O zaman Uriel...!]
“Söyledim ya, düşünüyorum.”
Şimdilik en iyi seçenek Uriel’i Han Sooyoung’a bırakmaktı. Ancak Alevlerin Başmeleği’ni kontrol edip edemeyeceğinden emin değildim.
「 Dördüncü Duvar diyor ki, “Dışarı çıkmamı ister misin?” 」
Uriel’e üçüncü turun hikâyesini anlatmanın bir yolu vardı. Ancak defalarca söylediğim gibi, Uriel’in hikâyeyi duyup Yoo Joonghyuk gibi tepki vereceğinin garantisi yoktu. Belki de benim dünya çizgimin hikâyesi, Uriel’in güvensiz ruhunu daha da mahvedebilirdi.
Yine de Gabriel’i gerçekten burada bırakırsam daha büyük bir sorun çıkabilirdi. Üstelik Gabriel ‘İyi ve Kötünün Hapsi’ni kullanamazdı... Ben de biraz daha kalıp Uriel’e yardım etmek isterdim ama...
[Ben kalacağım, Gabriel.]
Kırmızı kozmosun taç yaprakları sallanıyordu. Refleksle başımı eğdim, irkilmiş Gabriel bağırdı. [...Jophiel?]
[Benim kalmam en iyisi.]
Beklenmedik bir açıklamaydı. Ben bile donup kalmıştım. Herhangi bir başmelek değil, Jophiel mi burada kalacağını ilan ediyordu?
[Dikkatli bir değerlendirmeden sonra karar verdim. Uriel’i İyi ve Kötünün Hapsi ile kontrol edebilirim. Bu yüzden burada kalmam en doğrusu.]
“Jophiel, şimdi orijinal dünyaya dönmezsen, bir daha asla dönemeyebilirsin.”
[Dünya çizgilerini geçmenin birkaç yolu var.]
“Biliyorum ama hepsi muazzam bir bedel gerektiriyor.”
[Geri dönemesem de sorun değil.]
[Jophiel!]
Gabriel’in feryadına rağmen Jophiel geri adım atmadı.
[Bu dünya çizgisinin de bir değeri var. Bu sinsi adama güvenmek istemiyorum fakat bu dünya hakkında daha fazla şey öğrenmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Buradaki Eden’in neden yıkıldığını bulma, gelecekte neler olacağını öğrenme ve orijinal dünyayı bilgilendirme yükümlülüğüm var.]
Jophiel’in yorumu makuldü. Bu dünya eski 1863. turdan çok farklıydı ve üçüncü tura bilgi gönderilebilmesi kesinlikle yardımcı olurdu.
[Bekle, Jophiel! Neden bu kararı veriyorsun—]
[Geri dönüş yok Gabriel.]
Kızıl kozmostan bir ışık huzmesi yükseldi ve bu, beyaz zambağı bağlayan beyaz bir ışığa dönüştü. Bu ‘İyi ve Kötünün Hapsi’ydi. Gabriel’in taç yaprakları uykuya dalmış gibi sarktı. Jophiel bana seslendi. [Lütfen Gabriel’e göz kulak ol.]
“Neden bunu yapıyorsun?”
[Uriel’in Gabriel’e ihtiyacı var. Ve Gabriel... ikisi de dengesiz.]
Başmelek Jophiel gibi düşündüm. Eden, başmeleklerden oluşan bir nebulaydı.
“Peki ya sen?”
[Sana güvenmiyorum lakin rica etmem gereken bir şey var.]
Tereddüt etsem de başımı salladım.
[Orijinal dünya çizgisine döndükten sonra lütfen Eden’i ziyaret et. Sonra da burada olanları kâtibe anlatmanı umuyorum. Bunu yapabilir misin?]
“Anlıyorum.”
Kuşkusuz, zor bir istek değildi. Zaten Eden’i ziyaret etmeyi planlıyordum.
Çok geçmeden, Jophiel’in kozmos çiçeği boynunu büktü. Uykulu ve yorgun bir görünümü vardı. İki çiçeğin su şişelerini değiştirdim.
Biri kalıyor, biri gidiyordu. Ne seçilirse seçilsin, herkes eninde sonunda kendi sonuna ulaşacaktı.
***
Ertesi sabah ekip üyeleri tarafından uğurlandım. Pek çok şey yaşanmıştı ama yine de beni yolcu edeceklerini söylemişlerdi. Daha doğrusu, bunu söyleyen Lee Hyunsung’du.
Başımı çevirdiğimde Han Sooyoung’un o kendine has hoşnutsuz ifadesiyle bana baktığını gördüm. Ona buruşuk bir not defteri uzattım. Han Sooyoung açıkça merak ederek, “...Bu çöp de ne?” dedi.
“Şu an ihtiyacın olan bilgiler.”
Hayatta Kalma Yolları’ndan 1863. tur için yararlı olabilecek birkaç bilgi daha seçmiştim.
Han Sooyoung’un vücudunun etrafında kıvılcımlar yükseldi. Bu kıvılcımların, Han Sooyoung’un bir ‘karakter’ olarak kimliğiyle bağlantılı olduğunu belli belirsiz biliyordum.
“Onu çöpe atma ve vaktin olduğunda göz at.”
Han Sooyoung verdiğim deftere bakıp sordu, “...Bu gerçekten sorun olmaz mı?”
“Ne?”
[Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleşti!]
Han Sooyoung, sanki yüzümden bir şeyler okumaya çalışıyormuş gibi dikkatle bana baktı. Ardından başını salladı. “Hayır, yok bir şey. Boş ver.”
...Güvenilmezdi.
Lee Hyunsung konuşmayı dinleyip söze girdi. “Senaryoyu birlikte yürütebilseydik güzel olurdu. Yazık oldu.”
Benimle yakınlaşan Lee Hyunsung önce veda etti, ardından Kim Namwoon dik dik bana baktı.
“Peh, defol git. Oradaki bana selamlarımı ilet.”
Tabii ki bu olmayacaktı. Üçüncü turun Kim Namwoon’u ile konuşmak için Yeraltı Dünyası’na gitmem gerekiyordu.
Vedaları bitirip arkamı döndüğüm an—
“Hey.”
Sırtıma doğru yumuşak bir ağırlık uçarak geldi. Aceleyle başımı çevirip yakaladım. Elime beyaz bir ceket geçti. Sonsuz Boyutlu Uzay Ceketiydi bu.
“Tamamlama ödülünü almamıştın, değil mi? Bunu al.” Han Sooyoung’un giydiği ceketti. Şaşkına dönmüştüm. “95. senaryoya gelip de sadece böyle bir şey almak―”
Han Sooyoung zavallıymışım gibi bana baktı. Ardından aklıma bir düşünce geldi. Bu piç, yoksa...? Şaşkın bir ifadeyle ellerimi cebime koydum ve Han Sooyoung sordu, “Dün sormadığım soruyu şimdi bitirebilir miyim?”
“...Konuş.”
“Neden üçüncü tura geri dönmeyeceğini söylemiştin?”
Beklenmedik bir soruydu. Han Sooyoung sormaya devam etti. “Orada benim rolümü oynuyorsun... Geri dönmeseydin o dünya yok olurdu. Bunu biliyor olmalıydın, o hâlde neden―”
“Acaba... neden?”
“Ne?”
“Ben olmasam bile üçüncü tur uzun süre iyi olacaktı.”
“Nasıl bu kadar emin olabilirsin?” Han Sooyoung şüpheyle bana baktı.
“Sen oradasın.”
Sözlerim üzerine Han Sooyoung’un ifadesi hafifçe sertleşti. Gözleri belirsiz bir şaşkınlıkla titriyordu.
“Üçüncü turdaki sana güveniyorum.”
Han Sooyoung bir an bana baktıktan sonra başını çevirdi. “Çabuk defol. Seni daha fazla görmek istemiyorum.”
“Gidiyorum. Hayatta ve sağlıcakla kal.”
Gökyüzüne baktım.
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı gece göğüne bakıyor.]
[Gizemli Entrikacı! Lütfen sözleşmenin içeriğini yerine getir.]
Ayaklarımın altında yeni bir portal oluştu. Dünya çökmeye başlarken bir şeyin beni çektiğini hissettim. 1863. turun dünyası sönükleşiyordu.
Bildiğim orijinalden farklı bir dünya. Kısa bir süreydi ama pek çok şeyin değiştiğini hissettim.
Lee Hyunsung el sallarken, diğerleri beni karmaşık ifadelerle uğurladı. Tıpkı Yoo Joonghyuk’un ve benim yaptığım gibi, onlar da bildiğim orijinalden farklı bir dünyada yürüyeceklerdi.
Belki bir gün dünyalarımız birbirleriyle buluşabilirdi. Ancak tekrar buluşamasak bile, bu dünyanın var olduğundan şüphe yoktu. Tıpkı Hayatta Kalma Yolları’nın benim için var olması gibi.
Dünya karanlıktı. Bir dış tanrının sesini duyarken başım döndü.
【 Ge ri ye sa de ce ba şı ve so nu ol ma yan hi kâ ye ka la cak. 】
Zemin kayboldu ve portalın içine çekildim. Metafiziksel olarak bozulmuş yollar birkaç kez daralıp genişledi.
Gözlerimi kapattım ve vücudumu ölçülemeyen bir zaman akışına bıraktım. Üçüncü turdan çok uzun süre ayrı kalmamış olmalıydım.
Bir süre sonra yüksek bir sesle yere düştüm.
[Dış Dünya Sözleşmesi tamamlandı!]
[Ödül karara bağlanacak.]
Doğrusu düştüğüm yer zemin değildi. Daha önce gördüğüm Yıldız Akışı’nın galaksisiydi. Vücudum evrenin boşluğunda yüzüyordu. İnledim ve siyah bir pelerinin ucunun yerlerde sürüklendiğini gördüm.
【 Geldin. 】
Bu Gizemli Entrikacı’ydı.
+
Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.