Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy
Bölüm 4
Gösterişten hoşlanmayan tabiatına uygun biçimde, görevlinin adını duyurmasını bir el hareketiyle engelledi ve dimdik, zarif bir duruşla merdivenlerden inmeye başladı.
Ama çabasına rağmen bütün bakışlar Varkas’a çevrildi. Hatta Veliaht Prens’in baskın varlığı bile onun gelişiyle sönük kalmış gibiydi.
Talia onu açgözlü bir bakışla baştan aşağı süzdü.
Her zamanki gibi üzerinde İmparatorluk Muhafızları’nın kusursuz resmî üniforması vardı. Tek fark, pelerininin altındaki Roem şövalyelerine ait altın zırh yerine, Siyah At arması işlenmiş siyah bir göğüslük taşımasıydı. Bu, onun geceye Siorcan Hanesi’nin varisi ve Ayla’nın nişanlısı olarak katıldığını gösteriyordu.
Talia’nın tahmin ettiği gibi Varkas doğruca Gareth ve Ayla’nın bulunduğu salonun merkezine ilerledi.
“Veliaht Prens Hazretlerini saygıyla selamlıyorum.”
Gareth’in önünde ne fazla ne eksik, kusursuz ölçüde eğildi. Ardından utangaç bir tebessüm taşıyan Ayla’ya döndü.
Talia’nın parmak uçları titredi. Kadehi öylesine sıkıyordu ki boğumları bembeyaz kesilmişti.
Varkas elini “gerçek prenses”e uzattığında Ayla ağırbaşlı bir zarafetle elini onun eline bıraktı. Talia’nın içini kıvrılan bir acı kapladı.
Dokunma ona. Sakın Varkas’a dokunma.
Bağırmak istiyordu ama buna hakkı yoktu. Kendini rezil etmemek için dudaklarını acıyıncaya kadar ısırdı.
“Şimdi salondan ayrılmanız daha iyi olmaz mı?”
Az önce çıkacak karmaşadan keyif alıyor gibi görünen yanındaki adam, şimdi alçak sesle onu uyarmaya çalışıyordu. Bu sözler Talia’yı kendine getirdi. Buraya aşağılanıp sessizce kaçmak için gelmemişti.
Yüz ifadesini toparladı, çenesini gururla kaldırdı ve salonu kraliyet vakarına yaraşır adımlarla geçti. Veliaht Prens’in, Birinci Prenses’in ve doğulu soylunun çevresindeki insanlar heyecanla geri çekildi.
Gösteri istiyorlardı.
Ve hayal kırıklığına uğramayacaklardı.
“Saygıdeğer ağabeyim… ve sevgili kız kardeşim, selamlar.”
Varkas’ı bilinçli şekilde yok sayarak ağır ağır yalnızca Gareth ve Ayla’yı selamladı. Onun gözlerinin içine doğrudan bakmak fazla tehlikeliydi; sanki kalan son akıl kırıntısını da koparıp alacakmış gibiydi.
Bu yüzden bakışlarını yalnızca Ayla’nın yüzüne dikti ve tatlı bir alayla konuştu:
“Sağlığınıza kavuştuğunuzu görmek sevindirici. Kısa süre önce… pek iyi görünmüyordunuz.”
“Endişen için teşekkür ederim.”
Ayla’nın gülümsemesi gölgesiz bir sıcaklık taşıyordu.
Talia’nın omurgasından bir ürperti geçti.
Bu kadın gerçeği biliyordu. Ama gözlerinde en ufak bir öfke yoktu.Talia’ya, salonda duran sıradan bir eşyaya bakar gibiydi; bir kadehe, bir tabağa, bir şamdana…
İnsan böyle şeylere öfke duyar mıydı?
O sakin, neredeyse kayıtsız hâli Talia’nın içinde ani bir pişmanlık yükseltti.
Tch. Ona kusturucu değil, doğrudan zehir vermeliydim. İdam edilsem bile… sonsuza dek cehennemde yansam bile…
Bu kadınla kıyaslandığında Gareth’in dizginlenmemiş öfkesi bile insanca kalıyordu.
“Buraya gelmeye nasıl cüret edersin?”
Gares eğilip hırladı. Parlayan gözleri Talia’yı baştan aşağı yakıcı bir tiksintiyle süzdü.
“Üstelik bu kadar utanmaz bir kıyafetle! Orospu annen seni benim soylularımı da baştan çıkarman için mi gönderdi?”
“Ne kadar sertsin, ağabey.”
Talia eteklerini iki yana açarak gösterdi.
“Bu elbise, annemin İmparator Hazretleri’yle ilk karşılaştığında giydiği elbisenin ta kendisi. Oldukça anlamlı yani.”
Salon sessizliğe gömüldü.
Veliaht Prens’in yüzü öfkeyle gerildi. Ne yazık ki Talia ateşle oynamayı seviyordu.
“Babamız bu elbiseyi çok sevmiş olmalı. Sence de öyle değil mi?”
Gareth’in omuzları öfkeyle gerildi; neredeyse ona vuracaktı.
Ama zeki ikiz kız kardeşi böyle bir sahneye asla izin vermezdi. Ayla tam zamanında koluna dokunarak onu sakinleştirdi ve duru bir tebessümle üvey kız kardeşine döndü.
“Evet. Sana çok yakışmış.”
Sesinde kötülük yoktu; yalnızca sade bir gerçeği söylüyor gibiydi. Bu sakinlik Talia’nın öfkesini daha da körükledi. Belki de Ayla, değersiz bir piçin kışkırtmalarını ciddiye almayı bile kendi vakarına yakıştıramıyordu.
Ayla kardeşine sakin olmasını ister gibi bir bakış attıktan sonra nişanlısının yanına geçti. Mutlu bir ifadeyle Varkas’a yaslanıp konuştu:
“Yine de geldiğin için teşekkür ederim. Bugün bizim için, özellikle de benim için çok anlamlı bir gün. Ne kadar çok kişi bizimle kutlarsa o kadar mutlu oluyorum.”
Narin eli usulca Varkas’ın koluna yerleşti.
Talia o ele parçalamak istercesine baktı. Gözlerini daha yukarı kaldırmaya cesaret edemiyordu. Eğer Varkas’ın Ayla’ya gülümsediğini görürse aklını kaybedeceğini hissediyordu.
Sonra Ayla yeniden konuştu; sesi tüy kadar hafifti.
“Resmî düğün tarihimiz sonunda belirlendi. Rüzgâr Mevsimi’nin başlangıcında doğuya, Siorcan Hanesi’ne gideceğim. Ondan önce elbette Azizler’in kutsamasını alıp hac yolculuğuna çıkmamız gerekiyor. Sıcaklar başlamadan yola çıkmalıyız… bu yüzden belki de seni son görüşüm bu olacak.”
Hüzünlüymüş gibi iç çekti.
“Saraydan ayrılmadan önce karşılaşabildiğimize sevindim. En azından son bir vedayı paylaşabildik.”
Hafifçe dönüp yeniden Varkas’ın omzuna yaslandı ve sıcak bir sesle ekledi:
“Şimdi bizim için düzenlenen bu şölenin tadını gönlünce çıkar.”
O merhamet dolu gülümseme Talia’nın kanını kaynattı.
“Bu gerçekten son görüşmemiz mi?” dedi ansızın. “Öyleyse geleceğini mutlaka kutsamalıyım sevgili kardeşim.”
Bir adım öne çıktığında, kız kardeşlerin sessiz savaşını başından beri izleyen adam anında harekete geçti ve nişanlısının önüne koruyucu biçimde kolunu uzattı.
Bu manzara Talia’nın gözlerini kıpkırmızı bir öfkeyle doldurdu.
Varkas yolunu tamamen kesemeden Talia elindeki şarabı savurdu. Koyu renkli sıvı Ayla’nın göğsüne sıçradı.
Şarap beyaz elbiseye yayıldı; incileri lekeledi ve delinmiş bir kalpten akan kan gibi eteklere doğru süzüldü.
“Her gün yakında tam da böyle görünmen için dua ediyorum.”
Salon, onun lanet dolu sözleri karşısında nefesini tuttu.
Şimdiye kadar sarsılmayan Ayla bile soldu; yüzünün rengi çekildi. O gerçek korku ifadesi Talia’yı neredeyse kahkahaya boğacaktı.
Ama zaferi kısa sürdü.
Güçlü bir el bileğini kavrayıp onu sertçe öne çekti.
Artık onunla yüz yüze gelmekten kaçamazdı.
Yakıcı bir öfkeyle buz kesmiş soluk mavi gözler ona tepeden bakıyordu.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.