Bölüm 8
Sonunda sokağın sonunda “Rütbe ve Derece Belirleme Sınavı’na Hoş Geldiniz” yazılı iki devasa bayrak gördük. O kadar büyüktüler ki, bulunduğumuz sokaktan bile kolayca görülebiliyorlardı.
— Ne diye duruyoruz, serçe mi sayıyoruz, hadi içeri girelim! — diye bağırdı Hayato aniden. Kolumdan beni çekerek.
— Şey… Bay Hayato, önce köprüden geçmemiz gerekiyor. Lütfen acele etmeyin. — dedi Tsukuya diğer kolumdan hafifçe beni geri çekerek.
Neden beni çekiyorlar ki? — Hey, bırakın beni, kendim de yürüyebilirim — diye belirttim, onların duygularını incitmemeye çalışarak.
— Gelin artık buraya, buradan manzara ne kadar güzel! — diye bağırdı Ginto biz üçümüz aptallık yaparken. Köprüye ne ara gitmişti ki. Aniden Hayato ona doğru koştu. Tsukuya da Hayato’yu örnek aldı. Tsukuya, daha demin dikkatli olmamız gerektiğini sen söylüyordun. diye düşündüm ve gülümsedim.
— Bay Akira! Bu manzarayı kesinlikle seveceksiniz! Lütfen acele edin! — diye bağırdı Tsukuya, düşüncelerimi bölerek.
Hızla onlara yaklaştım. Orada ne görmüşlerdi ki? Gerçi, Kutsal Toprakları, başkentin sokaklarını, pazarı ve ikinci katın merkezini gördükten sonra, beni gerçekten şaşırtacak pek bir şey kalmamıştı… diye düşündüm ve aniden tüm düşüncelerim kesiliverdi.
Başkentin ikinci kattan manzarası… Buradan neredeyse her şey görünüyordu. Bütün birinci kat avucumun içindeymiş gibi önümdeydi: tapınaklar, labirent gibi kıvrılan sokaklar, her yerde farklı renklerde parlayan sihirli lambalar. En çok beni şaşırtan şey, her sokağın kendi ışıltısı olmasıydı. Bu, sokakları daha da güzelleştiriyordu. Aşağıdaki insanlar o kadar küçüktü ki, karıncalara benziyorlardı. Ve aniden düşüncelere daldım… Biz insanlar ne kadar da küçücük varlıklarız. Milyonlarımızın olduğu bu koca dünyada ne anlam ifade ediyoruz ki? Ama sonra tüm düşüncelerim bir anda kayboldu ve en büyük tapınaklardan birini çevreleyen bir göl fark ettim. Bu manzara karşısında sanki dilimi yutmuştum.
— Tapınaklar Gölü’nün, başkentin beşinci katından gelen tüm nehirlerden su topladığını biliyor muydunuz? Biz şu anda tam da o nehirlerden birinin üzerindeyiz. — dedi Tsukuya havalı bir şekilde gözlüğünü düzelterek.
— Bu nehirler mi?.. Direkt olarak Altın Kale’den mi akıyorlar? Yanlış bilmiyorsam Altın Kale beşinci katta, değil mi? — diye sordum.
— Evet doğru biliyorsunuz, Bay Akira. Altın Kale beşinci katta. Şey, bildiğim kadarıyla kalenin içinde de üçüncü kata kadar inen çok derin bir göl var. Ama tepenin içinde saklı olduğu için, inşaatçılar Altın Göl’den Tapınaklar Gölü’ne akan nehirler yaratmaya karar vermişler. Bu sayede Altın Göl başkentimizi sular altında bırakmıyor. Yani evet, bu nehirler doğrudan Altın Kale’den, daha doğrusu Altın Göl’den geliyor diyebiliriz. — dedi Tsukuya, bir yukarıyı, bir aşağıyı, bir de nehri göstererek.
— Vay canına, bu çok havalı! Ama Tsukuya, neden bize hala bay diye hitap ediyorsun? Artık arkadaşız, sadece adımızla seslen. — dedi Hayato büyük bir gülümsemeyle.
— Tamamen katılıyorum. Aksi takdirde, kendimizi yaşlılar gibi hissediyoruz. — diye sırıttı Ginto.
— Şey… Anladım! Söz veriyorum, size arkadaşlarım gibi hitap edeceğim… çocuklar! — diye bağırdı Tsukuya.
Sesindeki titremeyi ve parlayan gözlerini görünce, hem gerginleştiğini hem de sevindiğini düşündüm.
— Peki, beyler, hadi ilerleyelim artık! — diye bağırdı Hayato ve binaya doğru koştu, ama aniden devasa demir bir kapıya çarptı.
— Ah, bu da ne böyle! — diye bağırdı Hayato. Kapıyı tekmeleyerek.
— Hayato, nasıl olur da bu kadar büyük bir kapıyı göremezsin! — diye kahkahalarla güldü Ginto.
— İzin ver bunu ben halledeyim Hayato. — Bunu söyledikten sonra Ginto yumruklarını sıktı ve tam kapıya vuracaktı ki, Tsukuya hızlı bir hareketle kollarını açmış bir şekilde Ginto ile kapının arasına geçti. Ginto son anda ona vurmaktan kaçındı.
— Hey, ne yapıyorsun Tsukuya! Ölmek mi istiyorsun, az kalsın sana vuruyordum. Neyse ki tepki verdim… Yaralanmadın değil mi? — diye sordu Ginto, Tsukuya’nın omzunu tutarak.
— Ginto-san. Bırak ben bu kapıyla ilgileneyim ve size onu nasıl açacağınızı öğreteyim. Seni durdurmasaydım, bu kapı seni bir düşman olarak algılayıp tüm mananı emerdi. — dedi Tsukuya sakin bir sesle.
— Vay canına, demek böyle bir şey de varmış… — dedi Ginto, başını kaşıyarak ve birkaç geri adım atarak.
— Dur bir dakika, ben o kapıyı en az on kez tekmeledim, neden benim manamı emmedi? — diye sordu Hayato.
— Şey, seni bir tehdit olarak algılamadı da ondan. — diye cevap verdi Tsukuya. Onun bu sözlerinden sonra Ginto ile birlikte güldük, Hayato ise homurdanarak “lanet olsun, aptal kapı…” dedi.
— Peki benim bir tehdit olduğumu nasıl anladın, Tsukuya? — diye sordu Ginto.
— Sadece sen vurmaya hazırlandığında kapının içindeki mana çok daha yoğunlaştı. Bu kapılar manayı ancak o zaman emer. — diye cevap verdi Tsukuya, aynı anda kapıya birkaç kez vurarak.
Gerçekten de kapı Tsukuya’nın vuruşlarına tepki vermiyordu. Sonra Tsukuya bir düğmeye yaklaştı ve bastı, duvardan bir tabela çıktı, tabelayı görünce trende de böyle bir tabela olduğunu hatırladım. Tahmin ettiğim gibi, Tsukuya avucunu tabelaya koydu ve içine biraz mana akıttı. Tıpkı Renta’nın trende yaptığı gibi.
Sonra kapı yavaşça açılmaya başladı ve nedense o anda tüm vücudum karıncalandı. Ardından bir mikrofondan bir ses duyuldu: “R&K Sınavı’na Hoş Geldiniz!”
— İşte kapı açıldı. Her şeyi kaba kuvvetle çözmenize gerek yok. Ee, ne duruyorsunuz, hadi içeri girelim. — dedi Tsukuya kapıdan geçerek ve kollarını açarak.
— Galiba haklı… Kaba kuvvet her zaman işe yaramıyor… Ama banane, ben her şeyi kaba kuvvetle çözmeye devam edeceğim! — dedi Ginto ve Tsukuya’nın peşinden gitti.
— Dostum, sonunda amacımıza ulaştık… Ne kadar da rahatlatıcı bir his. Gerçi dur bir dakika… Asıl şimdi hayatımızın sınavı başlıyor… Bu sınavı geçmeliyim, ughh. Bekle beni yeni Magmag oyunu! — dedi Hayato, arkadaşların peşinden koşarak.
Gerçekten de, gelecekteki hayatımızın burada belirleneceğini düşündüm. Işık büyücüsü olabilecek miyim yoksa hayır mı? Hayır, kesinlikle olacağım!
Bu sözlerden sonra ben de kapıdan geçtim.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.