Bölüm...
Drama,History,Mystery,Seinen,Slice of life

Bölüm 179

Cilt 9 Bölüm 5 - Kada’nın Kitabı (Üçüncü Kısım)
Yazar: Animecireyiz6325 Grup: : 8bit no Sekai Okuma süresi: 12 dk Kelime: 3.011

Çeviri: Animeci_Reyiz

5. Bölüm: Kada’nın Kitabı (Üçüncü Kısım)

Maomao kütüphaneye geri döndü ve etrafına tekrar bakındı. Ben bu tasarımı bir yerde görmedim mi? diye merak etti. Duvarlardaki iki tonlu desen hafızasında bir şeyleri çağrıştırıyordu ama tam olarak ne olduğunu çıkaramıyordu.

Yao ve En’en de tıpkı Maomao gibi kitaplıkları es geçip duvarlara ve tavana bakıyorlardı.

“Eğer söylediğin doğruysa Maomao, rafları kontrol etmenin bir anlamı yok,“ dedi Yao. İkisinin birlikte konuştuklarını En’en’e de anlatmış olmalıydı, zira hizmetkârı duvarları dikkatle inceliyordu.

“Şu duvarın tanıdık geldiği hissinden bir türlü kurtulamıyorum,“ dedi Maomao. Desen, diğer üç duvardakilerden biraz farklıydı—gerçi büyük bir kısmı kitaplıklar tarafından gizlenmişti. “Yani... İnsan anatomisi üzerine bir kitap.“ Numarasına bakılırsa, eksik cildin bu olduğunu tahmin ediyordu.

Mırıldanması bir çarpma sesiyle bölündü. Şaşkınlıkla o tarafa baktığında Yao’nun sırtüstü yere düştüğünü ve kitaplıklardan birinin devrildiğini gördü.

En’en’in rengi attı ve hemen yanına koştu. “Leydi Yao!“ Hanımı yaralanmış gibi görünmüyordu; üzerindeki tozu silkerek ayağa kalktı.

“Görünüşe göre iyisin,“ dedi Maomao. “Ama ne oldu? Bir kitaplığı devirmeyi nasıl başardın?“

Büyük ihtimalle hiçbir şey zarar görmemişti—kitaplar yeterince sağlamdı—ama raf ağırdı. Onu tekrar ayağa kaldırmak çaba gerektirecekti.

“Şuraya bak,“ dedi Yao. Üzerinde ——2-I kodu olan bir kitap uzattı. Eksik olandan bir önceki numaraydı.

“Ne olmuş ona?“ diye sordu Maomao.

“Son sayfaya bak,“ dedi Yao. Kitabı açıp son sayfanın kenarına çizilmiş küçük bir daireyi gösterdi. İkiye bölünmüştü: Yarısı siyah, yarısı beyazdı.

“Bu bir taiji sembolü mü?“ diye sordu Maomao.

Bir taiji sembolü: Bazen yin-yang olarak adlandırılan ve bazen de birbirini kovalayan siyah ve beyaz bir balığa benzetilen Yüce Nihayet’in diyagramı. Falcılıkta yaygın olarak kullanılan bir imgeydi ve “beş element“ teorisiyle bağlantısı vardı—ki evet, bu da tıpla ilgiliydi, gerçi daha pragmatik bir yapıya sahip olan Maomao bu konuda pek bir şey bilmiyordu.

“Ama onun orada ne işi var?“ Şaşkın bir bakış attı.

“Bir tane daha var,“ dedi En’en. “Burada.“ Üzerinde ——2-III numarası olan bir kitap getirdi. “Burada, ilk sayfaya çizilmiş.“

Maomao iki kitabı yan yana koyup üzerlerinde düşündü. “Ve eksik olan kitabımız tam da bu ikisinin arasına ait olan kitap.“

“Aynen öyle. O yüzden aklıma bir fikir geldi,“ dedi Yao, duvara kendinden emin bir şekilde vurarak. “Bence eksik kitap gizlenmiş.“

“Bunu sana düşündüren nedir?“

Maomao bir açıklama bekliyordu. En’en ise gözleri kocaman açılmış bir hâlde ellerini çırptı. “Elbette! Leydi Yao, siz bir dâhisiniz!“

En’en bile sırf sevimli olduğu için hanımına dalkavukluk yapmazdı. Bu fikrin neresi bu kadar dâhiceydi ki?

“Bu duvarlar sekiz trigramı gösteriyor!“

“Evet! Ben de öyle düşünmüştüm!“ dedi Yao.

“Sekiz trigram mı?“ Kafası karışan Maomao zihnini yokladı. Bir gram ne yemişti? Sanırım... deneyebilirdin... Hayır... Ah! “Şu diyagramları mı diyorsun?“ dedi. Taiji ile bir ilgileri olduğunu hatırlıyordu ama ne yazık ki ne olduğunu çıkaramıyordu. Bu onun uzmanlık alanı değildi—ve ilgisini çekmeyen şeyleri hatırlama yeteneği de epey zayıftı. En azından desenlerin neden bu kadar tanıdık geldiğini açıklıyordu.

Babam bana en azından bunları öğrenmemi söylemişti. Ama bitki teorisi kadar pratik görünmediği için çoğunlukla göz ardı etmişti. Onlara aşina olmayı bırakın, zar zor merhaba demişti.

“Evet! Biliyorsun işte. Buradaki bu desenin bir yao olması gerekiyor sanırım,“ dedi Yao.

“Yao mu?“ diye sordu Maomao. Belli ki diğer kadının adından bahsetmiyordu ama ne olduğunu biliyorsa ne olaydı.

“Bana bunları bilmediğini söyleme sakın?“ Yao şaşırmış görünüyordu—ama aynı zamanda, belki de, birazcık memnundu.

“Bunları bilen insanların azınlıkta olduğunu tahmin ediyorum,“ diye homurdandı Maomao, içine dolan o huysuzluk dalgasıyla. Şimdi keşke bu konuya biraz daha fazla dikkat etseydim diye düşünüyordu.

“Bu tür desenleri tanıyor musun?“ diye sordu Yao, parmaklarını duvarlarda gezdirerek. Beyazımsı ve siyahımsı tahtalar vardı; sadece siyah olanlara dokunuyordu. Duvardaki hepsi dikey uzanan diğer tahtaların aksine, Yao’nun dokundukları yatay uzanıyordu. “Trigramlar, ya tek bir uzun çizgi ya da iki kısa çizgiden oluşan yao’lardan oluşur. Desenlerin yin ve yang’ı ya da bazen sert ve yumuşağı temsil ettiği söylenir.“

Maomao parmaklarını bükerek saydı. İki yao’dan oluşan üç setle, sekiz olası kombinasyon yapabilirdiniz; yani sekiz trigram. “Yani sen rafı devirdin ki...“

“Bütün duvarı görebileyim diye. Ve bir şey daha.“ Yao solmuş halıyı kaldırdı—altında da tıpkı duvar gibi trigramlar olduğunu gösterdi.

“Luomen kitabın bu odanın bir yerinde olduğunu söylemişti,“ dedi Maomao hatırlayarak. Bu odada ama illa ki raflarda olması gerekmiyordu. “Ve burada yaşayan mimar küçük numaralara bayılırmış.“ Lahan onlara böyle söylemişti. Bu odada o mimari düzeneklerden birinin bulunma ihtimali epey yüksekti. “Bir de taiji sembolleri ve trigramlar var...“

Pek ilgisini çeken bir konu değildi. Ve babası bu bilmeceyi tek başına çözemeyeceğini söylemişti.

“Demek bunu kastediyormuş,“ dedi Maomao ellerini çırparak.

“Şimdi her şey mantıklı geliyor!“ dedi En’en durumu kavrayarak.

Fikri anladıktan sonra Maomao ve En’en hızla işe koyuldular. Kitaplıklardan birini hareket ettirmeye çalıştılar.

“Hey! Onu ilk ben buldum!“ dedi Yao.

“Siz sadece sessizce oturun, Leydi Yao. Bu tehlikeli. Üstelik epey fiziksel güç gerektiriyor.“

Bence Yao ikisi arasında muhtemelen daha güçlü olanı, diye düşündü Maomao, gerçi bunu yüksek sesle söylemeyecek kadar aklı başındaydı.

Birlikte çalışsalar bile kitaplığı hareket ettirmeleri imkânsızdı. Bunun yerine içini boşaltıp boş kitaplığı koridora sürüklediler. Bunu defalarca tekrarladılar. Yao raflardan kitapları alarak yardım etti, gerçi bu durumdan pek memnun görünmüyordu.

Tüm kitaplıklar çıkarıldığında duvarlar bütünüyle ortaya çıktı. Kadınların başını döndürmeye yetecek kadardı ama halıyı da kaldırdıklarında hissettikleri duygu düpedüz baş dönmesine dönüştü.

“Bu o mu?“ dedi Maomao yere bakarak. Tam ortada, normalde standart bir trigram olması gereken yerin ortasında beyaz bir ahşap parçası vardı. Tıpkı tavandaki resim gibi, o da dokuz parçaya bölünmüştü.

“Bu İlksel sistemi gösteriyor!“ dedi Yao, gözleri parlayarak. Bir kez daha Maomao’nun tanımadığı bir kelime dağarcığına giriyorlardı. Neredeyse ne olduğunu soracaktı ama bunu yapmanın sadece işleri yavaşlatacağını fark edip bunun yerine oyuna ayak uydurmaya karar verdi.

“Evet, elbette. İlksel sistem. Peki, kitap nerede?“

Yao sessiz kaldı. Belli ki ancak buraya kadar gelebilmişti.

Luomen onlara bu görevi vermişti, bu da demek oluyordu ki bir yerlerde bulunacak bir cevap vardı. Maomao üzerinde taiji sembolleri olan iki kitaba baktı. İkisi de insan anatomisi hakkındaydı; biri elleri, diğeri ayakları detaylandırıyordu.

“Yao,“ dedi Maomao. “Trigramların her birinin belirli bir anlamı var mı?“

“Bir sürü. Yönlerle, hayvanlarla ve hatta aile ilişkileriyle ilişkilendirilirler.“

“Hiç insan vücudunun bölümleriyle ilişkilendirildikleri olur mu?“

“Evet! Evet, olur!“ dedi Yao, hızla kitaplara dönerek.

“Eksik cilt hariç, ——2 kodlu sekiz kitap var,“ dedi Maomao. İkinci cilt eksikti ama dörtten dokuza kadar olan ciltler de dâhil olmak üzere geri kalanların hepsi hâlâ raflardaydı. Numaralar tıpkı yerdeki ve tavandaki resimler gibi bölünmüştü.

“Eller ve ayaklar hakkında kitaplarımız zaten var,“ dedi Yao. “Bu da diğerlerinin baş, ağız, gözler, uyluklar, kulaklar ve mide hakkında olduğu anlamına gelir. Altı cilt.“

“Ben getirdim,“ dedi En’en, her zamanki gibi hızlı kavrayışıyla. Kitapları açtıklarında tam da Yao’nun tahmin ettiği gibi olduğunu gördüler.

“Taiji teorisi açısından eksik hiçbir şey yok,“ dedi Yao. Ve yine de bir numara eksikti. Kitap vücudun belirli bir bölümüyle ilgili değil miydi?

Maomao odanın tam ortasında, hiçbir trigramın olmadığı yerde duruyordu. İçine doğan bir hisle başını kaldırdı. “Birisi oraya bir sürü hayvan çizmiş,“ dedi.

“Dikkatli bakarsan ne olduklarını anlayabilirsin. Bir at, bir köpek, bir sülün ve... Şuradaki biraz ejderhaya mı benziyor? Sence bu sorun olur mu?“ dedi Yao.

“Tartışmalı bir seçim gibi görünüyor,“ dedi Maomao. Ejderha İmparatorluk ailesini temsil ederdi ve izinsiz kullanılması insanların başını derde sokabilirdi.

“Biliyor musun? Tavandaki resimler bile trigramlarla bağlantılı,“ dedi Yao.

Maomao gözlerini kıstı. Resimler yılların etkisiyle solmuştu ama hâlâ seçilebiliyordu. “Tavanın tam ortasında bir at ve iki koyun görüyorum. Bu sana bir şey ifade ediyor mu, Yao?“ At üste, koyunlar ise alta çizilmişti.

“Atla ilişkilendirilen trigramın adı ’’qian’’dır,“ diye yanıtladı Yao. “İlksel sisteme göre ’’qian’’ın yönü güney, ailevi ilişkisi baba, vücut bölümü baş, elementi metal ve numarası birdir.“

“Numara mı? Peki, bir koyun kaç eder?“

“Bir koyun iki ya da sekiz olabilir ama İlksel sisteme göre ikidir.“

“Yani elimizde bir tane bir ve iki tane iki var.“

Maomao kitaplara baktı. Gizemli bir şekilde—ya da belki de değil—eksik cilt ——2-II numarasını taşıyordu. Bir, iki, iki.

Luomen problemi çok zorlaştırmamaya mı çalışmıştı? Ne de olsa kitapları fark etseniz de etmeseniz de sadece trigram bilgisiyle çözülebilirdi. Öte yandan, bu bilgi olmadan bu engeli aşmak imkânsız olurdu.

Maomao tekrar yere baktı; tavandakinden daha karmaşık bir beyaz ve siyah tahta deseni taşıyordu. “Yao?“ dedi.

“Efendim?“

“Bir ve ikiyi temsil eden trigramlar hangileri?“

Yao yerdeki iki noktaya doğru ilerledi. “Bir olan şu, üç uzun çizgisi var. İki içinse en üstteki çizgi kesik, alttaki ikisi uzun.“

Yani ☰ ve ☱. Maomao duvara o kadar dikkatli bakıyordu ki sanki bakışlarıyla duvarda bir delik açacakmış gibiydi.

“Ne yapıyorsun?“ diye sordu Yao.

“Bir, iki ve ikiden oluşan bir dizilim var mı diye bakıyorum.“ Başını ağrıtıyordu; tüm kombinasyonlar birbirine o kadar benziyordu ki. En kötüsü de, en ufak bir dikkat dağınıklığında yerini kaybedecek ve baştan başlamak zorunda kalacaktı.

“Ben de karşı taraftan bakmaya başlayayım,“ dedi Yao.

“Ben de size tezahürat yaparım! Gidip bir şeyler atıştırayım,“ dedi En’en ve kaçışını yaptı. Maomao onun peşinden gitmek istiyordu ama gözlerini duvardan ayırmaya cesaret edemedi. Keşke trigramları işaretleyebilseydi ama duvara yazı yazamazdı. Baş ağrısı devam ediyordu.

Maomao hiçbir şey söylemedi.

Yao hiçbir şey söylemedi.

En’en çay hazırladığı için hiçbir şey söylemedi.

Bu kadar çok trigram varken, bir yerlerde bir, iki ve ikiden oluşan bir dizilim olması beklenirdi—ama öyle görünmüyordu. Maomao defalarca bir ve ardından iki buldu ama o bir türlü ele geçmeyen ikinci iki asla yoktu.

Buralarda bir yerde olmalı! diye düşündü—ve tam o anda Yao’ya çarptı.

“Buldun mu?“

“Hayır, burada değil,“ dedi Maomao.

“Nasıl olur?“

“Belki de gözden kaçırmışızdır?“ Maomao birkaç kez gözlerini kırpıştırıp duvarlara baktı. Gözden kaçırdıkları bir şey olup olmadığını görmek için her şeyin üzerinden tekrar geçmesi gerekecekti ama bunu hiç istemiyordu.

“Kim çay ister?“ diye sordu En’en, elinde tıkırdayan fincanlarla içeri girerek.

“Ben!“

“Evet, lütfen!“ Yao ve Maomao aynı anda konuştular.

Tüm eşyalar koridora taşındığı için, çaylarını içmek üzere yere bir halı serdiler.

“Bu çok letzzethli!“ dedi Yao büyük bir mutlulukla ama bitirdiklerinde duvarları tekrar kontrol etmeleri gerekecekti. Eğer hâlâ aradıklarını bulamazlarsa, Maomao’nun tahmininin yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklardı. “Bir ve ikinin bu kadar çok kez karşımıza çıkıp da son numaranın farklı olması çok sinir bozucu.“

“Evet. O son ikiyi bir türlü bulamıyoruz. Sadece bir kez karşımıza çıkması yeterli!“ dedi Maomao.

“Aynen öyle ama tek bir farklı çizgi onu başka bir numara yapıyor. Mesela şuradaki—keşke şu yin bir yang olsaydı.“

Yang tek bir uzun çizgiydi; yin ise iki kısa çizgiydi.

“Yin yang olsaydı mı?“ dedi Maomao ve yerdeki trigramlara baktı. Eğer ☰’in en üstteki yang çizgisini alıp yin ile değiştirirseniz, ☱ olurdu.

Ayağa kalkıp duvarlara tekrar baktı. Tam buralarda bir yerdeydi...

Bir, iki ve bir buldu. Bunun başka bir yerde tekrarlanan bir desen olduğunu sanmıyordu. Üçüncüye, yani ☰’e gitti ve en üstteki çizgiye dokundu. Parmaklarının altında bir şey hissedebiliyordu. Çizginin ortasına sıkıca bastırdı ve çizgi içeri doğru çökerek esnedi.

Yang’dan yin’e!

Mekanik bir tıkırtı duyuldu ve duvardan bir şey dışarı fırladı—bir çekmece.

“Şaka yapıyorsun,“ dedi Yao, gözleri kocaman açılarak.

“Bu tam bir sürpriz oldu,“ dedi En’en, çekmeceye bakakalmıştı.

Maomao çekmeceyi çekti ve içinde bir kitap buldu.

——2-II.

Eksik kitabın yapısı, raflardaki diğer her şeyden çok daha az sofistikeydi; sayfaların kalınlığı pek de eşit değildi.

“Bu koyun derisi parşömen mi?“ diye sordu En’en.

“Hissiyatına bakılırsa öyle diyebilirim,“ dedi Maomao. Koyun derisi sıradan kâğıttan çok daha uzun süre dayanırdı.

Maomao titreyen ellerle sayfaları çevirdi. Metin fırçayla değil, batı tarzı bir kalemle yazılmıştı. Li alfabesiyle yazılmış kısımlar çok azdı. Bunun yerine batının o ince, kıvrımlı karakterleriyle yazılmış, aralara nadiren Li dilinde açıklamalar eklenmişti.

Bu orada eğitim gördüğü zamanlardan kalma olmalı. Babası gençliğinde batıda yaşamış ve eğitim görmüştü; bu deneyim ona o olağanüstü tıp bilgisinin büyük bir kısmını kazandırmıştı. Maomao yabancı metni çözmeye çalışırken kendi kendine mırıldanıyordu. Anlamadığı pek çok kelime vardı ama zaman ayırırsa üstesinden gelebilirdi.

Sonra yüzünden kan çekildi. Tam da beklediği şeyi bulmuştu.

“Maomao...“ dedi En’en endişeyle bakarak.

“Ne oldu? Ne yazıyor?“ diye sordu Yao, batı harflerini okuyamayan tek kişi oydu. Maomao öylece duruyor, hiç kıpırdamıyordu. “Sorun ne?“ Yao uzanıp sayfayı onun yerine çevirdi.

Orada, Maomao ve En’en korktukları şeyi gördüler.

“Bu da ne?“ diye sordu Yao.

Özenle çizilmiş bir insan vücudu resmi vardı. Bu başlı başına bir sorun değildi. Fakat bu resim, kişiyi derisi olmadan, altındaki etin detaylarını gözler önüne serecek şekilde gösteriyordu.

Yao midesi bulanmış bir hâlde nefesini tuttu ve bakışlarını kaçırdı. Çizim, hayal gücünden çıkmış olamayacak kadar gerçekçiydi. Çizerin önünde mutlaka bir örnek olmalıydı.
Maomao hâlâ korku içinde bir sonraki sayfayı çevirdi. Bu sayfada yarılarak açılmış bir insan midesi ve içindeki bağırsaklar tüm detaylarıyla resmedilmişti.

*Babam batıda öğrendiği tıp uzmanlığını kullanarak İmparatoriçe Dul Valide’nin karnını yarıp açmıştı.* Çocuğunu böyle doğurtmuştu. Normalde anne ve çocuk aynı anda tehlikedeyken, bir hekim en azından bebeği kurtarmaya çalışırdı—ama Luomen ikisini de kurtarmayı başarmıştı. Bu, sadece bilgiyle başarılabilecek bir iş değildi. Bunu daha önce yapmış olmalıydı—kim bilir kaç kişiyi kesip açmıştı? Pratik yapmak adına kaç bedeni parçalamıştı?

Şimdi Maomao babasının onu neden her zaman cesetlerden uzak tutmaya çalıştığını anlıyordu. Onu neden bir hekim değil de bir eczacı olarak yetiştirdiğini.

Bu her şeyi açıklıyor.

Maomao o iğrenç kitabı kapattı. Yaptıkları için Luomen’i kınamıyordu. Eğer tıp uygulamak istiyorsanız, insan vücudunu bilmek zorundaydınız—Maomao bile gerçek bir insan, yani kendisi üzerinde deneyler yapıyordu. Peki ya diğer insanlar? Onlar Yao’nun verdiği tepkiyi verirdi.

Yao ellerini ağzına bastırmış, o korkunç metne iğrenerek bakıyordu. Maomao batıda durumun nasıl olduğunu bilmiyordu—ama Li’deki sıradan bir insanın bu kitaptakileri kabul etmesi imkânsızdı. İnançlar vardı; tabular vardı. Bu kitap her ikisine de ters düşüyordu.

Maomao kitabın arkasına baktı, ince harflerle şöyle yazıyordu:

Büyücülük

Ne anlama geldiğini bilmiyordu ama Luomen’in kitabı neden sakladığını biliyordu. Eğer birileri bunu öğrenirse, kitap yakılırdı. Var olmasına izin verilemezdi.

Kada’nın Kitabı’nı kabul etmek, Luomen’in eğitiminin şartıydı. Burada buldukları şeyle başa çıkmak—onunla yaşamaya razı olmak zorundaydılar.

Eğer herhangi bir kitaba Kada’nın kitabı denecekse, o kitap kesinlikle buydu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi