Bölüm...
Drama,History,Mystery,Seinen,Slice of life

Bölüm 189

Cilt 9 Bölüm 15 - Hazırlıklar
Yazar: Animecireyiz6325 Grup: : 8bit no Sekai Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.514

Çeviri: Animeci_Reyiz

15. Bölüm: Hazırlıklar

Beş gün sonra yola çıkacaklardı. O kadar ani olmuştu ki Maomao hazırlanmak için acele etmek zorundaydı. Alışveriş yapması gerekiyordu ve konuşması gereken epey insan vardı.

Belki de herkese şehir dışına çıkacağımı söyleyerek dolaşmamalıyım, diye düşündü ama çoktan bir duyuru yapılmıştı, yani görünüşe göre sorun yoktu. Bunu kesinlikle yaşlı madama söylemeliyim. Eve döndüğünde karnına yiyeceği bir yumrukla daha karşılanmak istemiyordu.

Böylece Verdigris Evi’ne gitti ve madam ona, “Hıh. Öyle mi? O zaman hediye olarak biraz esmeramber isterim,“ dedi.

Evet, o iş yaş.

Maddenin adı Maomao’nun dilinde “ejderha salyası tütsüsü“ anlamına geliyordu ve gerçekten de nereden geldiği belli olmasa da bir ejderhanın salyasından yapıldığı söyleniyordu. Çok pahalıydı ve aynı zamanda tıbbi işlevleri de vardı; kalp için etkiliydi.

“Ne demek yine gidiyorsun?! Bu saçmalık! Bir saray hanımının saraydan bu kadar sık ve bu kadar uzağa gittiğini hiç duymamıştım!“

Bu kederli itiraz, çırak eczacı Sazen’den gelmişti. Hatta gözlerinde yaşlar vardı.

“Üzgünüm. Bir şekilde idare etmek zorundasın. Kokuyou var ve bir şey olursa her zaman babamla iletişime geçebilirsin.“ Maomao ona imzalı bir kâğıt uzattı ve hepsi bu kadardı. Eczaneye bir müşteri gelmişti, bu yüzden Sazen ona yardım etmek için ağır adımlarla geri döndü.

Bence kendine haksızlık ediyor, o sandığından çok daha iyi bir eczacı, diye düşündü Maomao. Kesinlikle kronik bir endişeliydi—belki de bu yüzden kendini hak ettiğinden daha değersiz görüyordu.

“Aman Tanrım. Dikkatli olsan iyi edersin. Batıdaki güneşin insanı fena hâlde bronzlaştırdığını söylerler.“ Bu uyarı, bugün cildi özellikle sağlıklı bir şekilde parlayan, Maomao’nun Verdigris Evi’ndeki ablası Pairin’den gelmişti.

Dün gece iyi bir müşterisi varmış anlaşılan? diye düşündü Maomao. Ablasının cinsel iştahı sıradanlığın çok ötesindeydi, bu yüzden onun için “iyi“ bir müşteri sadece çok parası olan biri demek değildi. Hiç şüphesiz yapılı, sağlam bir adamdı.

“Al bakalım. Buna kesinlikle ihtiyacın olacak. Her sabah sür, sonra yatmadan önce yüzünü yıkayıp çıkar.“ Meimei, Maomao’nun eline seramik bir kap tutuşturdu. Muhtemelen içinde cilde iyi gelecek bir tür krem vardı.

“Yüzümü yıkamak için her zaman fırsat bulabileceğimden emin değilim,“ dedi Maomao. Batı başkenti çok uzaktaydı ve ister karadan ister denizden gitsinler, su çok değerli olacaktı.

“Bizim küçük Maomao’muzu öyle bir yere mi götürecekler? Hangi aptal verdi bu kararı?“ diye çıkıştı Joka.

Ne tesadüf ki sordun. Onu maskeli bir asilzade olarak tanıyor olabilirsin...

Böylece Verdigris Evi’nin üç ünlü prensesi de tamamlanmış oldu.

“Ooo, senin için endişeleniyorum! Vazgeçmek için çok mu geç, Maomao?“ dedi Pairin ona sıkıca sarılarak. Dün gece gerçekten de epey meşgul olmalıydı—sıcaklığı hâlâ üzerinden yayılıyordu.

“Bir düşünsenize. Bizim kazanmak için canımızı dişimize taktığımız parayı, soylular bir tatilde çarçur ediyor,“ diye tükürürcesine konuştu Joka.

“Hiç de bile! O soylular işimizin gelişmesine yardımcı oluyor. Sadece onları son kuruşuna kadar sömürmemiz gerekecek—döngünün devam ettiğinden emin olmalıyız,“ dedi Meimei; aslında söylediği şeyin bayağılığına inat, kahkahası net ve yüksek sesliydi. Sonra pencereden dışarı baktı. “İtiraf etmeliyim ki ben de hepiniz kadar endişeliyim... Ama sanırım yanlarında, Maomao’ya parmağının ucuyla bile dokunmaya cüret eden olursa acımasız davranacak biri var.“

Şimdi kederli bir bakışla Maomao’ya bakıyordu.

“Meimei,“ dedi Maomao. “Bunu üstü kapalı söyleyeceğim ama ben herkesten çok onun için endişeleniyorum.“

O ucube stratejist de onlarla geliyordu. Maomao nedenini bilmiyordu ama batı başkentindekiler kiminle uğraştıklarını anlasalardı, evde kalmasını isterlerdi.

Ya da belki de reddedecek durumda değillerdi? Sakın onu gerçekten davet ettiklerini söyleme.

Yokluğu başkentte bir sorun yaratmazdı, zira astları o olmadan ofisini aylarca sorunsuz bir şekilde yürütebilirdi. Maomao’nun asıl korkusu onun yolda ne tür belalar açabileceğiydi. Sadece hayal etmek bile başını ağrıtmaya yetiyordu.

Beni gerçekten bunun için mi kullanıyorlar? Dişlerini gıcırdattı. Elinin altındaki herkesi kullanabileceğini ve kullanacağını her zaman biliyordu—bunu unutmak onun suçuydu. Hatta tuhaf bir şekilde, insanları idare etme şeklinin arka saraydan beri değişmediğini fark etmek ona küçük bir rahatlama hissi bile vermişti.

Zirvede duranların duygulara kapılma lüksü yoktu. Jinshi’nin davranışları bazen duygusal olabilirdi ama Maomao o anlarda bile hâlâ bir nebze mantığın devrede olduğuna inanıyordu. En azından inanmak istiyordu.

Hayır... Mümkün değil, diye düşündü, bu fikri anında kafasından atarak. Aksi takdirde kendi tenine asla bir damga basmazdı.

Tüm bunlara rağmen, belki de bu gerçekten Jinshi’nin suçu değildi. Personel seçiminde elleri bağlanmış olabilirdi. Aslında pek de önemi yoktu. Sonuçta bu Maomao için beladan başka bir anlama gelmiyordu.

Meimei’nin ona verdiği kremi yerine koyarken arkasından ukala bir ses, “Hey, Çilli!“ dedi.

“Ne var, Chou-u?“ Maomao sinirle arkasını döndü.

“Çok aptalsın!“ diye bağırdı ve ukala velet bununla birlikte kaçıp gitti. Hâlâ kısmen felçli olan bir bacağını sürüklüyordu ama bu açıkça neşesini kaçırmıyordu. Yalakası Zulin de aynı şekilde Maomao’ya dil çıkardı ve ardından Chou-u’nun peşinden koştu.

“Bu da neydi şimdi?“ diye mırıldandı Maomao.

“Chou-u seni özlüyor, Maomao,“ dedi Meimei.

“Hımm. Ve görünüşe göre Zulin hâlâ onun peşinden ayrılmıyor?“

“Bu daha yeni tekrar başladı.“ Meimei sıkıntılı görünüyordu.

“Tekrar mı başladı?“

“Onun bir ablası var, hatırlıyor musun? Onunla birlikte getirdiğin kız. Çırak olarak eğitim görüyordu ve bu yıl müşteri almaya başladı.“

“Öyle mi?“ Verdigris Evi’ne o kadar çok kadın girip çıkıyordu ki Maomao hepsini gerçekten takip edemiyordu. “Biraz erken değil mi?“ Genç kadının epey zayıf olduğunu hatırlıyordu.

“On beş yaşında. Düzgün bir beslenme kemiklerine biraz et tutturmakta çok işe yaradı ve müşterilerimiz onu fark etmeye başladı. İhtiyacı olan her şeye sahipti. Geldiği yerde gerçekten çok kötü besleniyor olmalıydı.“

Dahası, kızın kendisi de hırs doluydu; “çıkışını“ yapmak için can atıyordu. Tüm bunlar küçük kız kardeşinde çelişkili duygular uyandırmış olmalıydı.
“Henüz pek kültürlü sayılmaz ama bence zamanla gelişecek o kız.“

“Öyle mi dersin? Bence biraz fazla hırçın,“ dedi Joka.

Pairin buna kahkahayla güldü. “’Joka’ adını almış bir kadından duymak isteyeceğim en son şey bu!“

Bu ailesinin ona verdiği isim değildi. Madamın kızlara geçmiş hayatlarını unutturmak için isimlerini değiştirdiği bilinirdi ama Joka kendine dünyayı yaratan tanrıçanın adının parodisi olan bir isim vermişti—ve bu isim küstahça, sözde yasaklı olan ’’ka’’ karakterini içeriyordu.

Bazen, “Annem bana her zaman babamın çok önemli biri olduğunu söylerdi. Onu kullanmaya her türlü hakkım var,“ derdi.

O karakterin kullanımını meşrulaştıracak bir baba mı? Bunu yapabilecek tek kişi İmparatorluk ailesiydi. Yaşı Joka’nınkiyle uyuşan ve bu tanıma uyan tek kişi önceki imparatordu ama Maomao bunun imkânsız olduğunu çok iyi biliyordu.

Annesinin kandırıldığını bilmek Joka’ya ne hissettirmişti acaba? Belki de erkeklere olan nefreti buradan kaynaklanıyordu. Belki de.

Her şeyin ötesinde, yaşlı madam onun bu hırçın ismi kullanmasına gerçekten izin vermişti.

Çok korkutucu.

Verdigris Evi Maomao olmadan da yoluna devam edecekti. Güçlü kadınlarla doluydu—ve aslına bakılırsa buradaki erkekler de epey güçlüydü, o yüzden her şey yoluna girecekti.

Maomao içini çekti ve hazırlıklarının bir sonraki aşamasına geçti.

Maomao alışverişini bitirip yatakhaneye döndüğünde güneş çoktan gökyüzünde alçalmaya başlamıştı.

Bu sonraki kısım hepsinden daha zor olabilir, diye düşündü, derin bir iç çekerek binaya girerken.

Bir satırın o düzenli tık, tık sesini duyabiliyordu. Hâlâ uğraşıyor, diye düşündü Maomao mutfağa göz atarak. Yao oradaydı, En’en’in yönlendirmesiyle tavuk doğruyordu. Henüz pek uzman sayılmazdı ama geçen günkü o kemik kıran şiddetini epey azaltmıştı ve şimdi düzgün bir yemek pişiriyormuş gibi görünüyordu.

Maomao hiçbir şey söylemedi.

En’en hiçbir şey söylemedi.

Yao tavuğuna o kadar odaklanmıştı ki Maomao’yu fark etmemişti bile; En’en ise Maomao’yu görüp ona yalvaran bir bakış attı.

Sanırım şöyle diyor... “Şu an odaklanmış durumdayız. Lütfen bölme.“

Maomao odasına doğru yönelmişti ki yatakhaneyi idare eden kadınla karşılaştı. “Maomao, birkaç aylığına gideceğin doğru mu? Odanı senin için tutabilirim ama temizlememi ister misin?“

Kadının sesi oldukça gürdü, mutfağa kadar rahatça ulaşmıştı. Sonuç tahmin edilebilirdi: Bir “Ah!“ ve ardından bir “Hanımım!“

Maomao kapı aralığından gizlice baktı ve aşağı yukarı beklediği manzarayı gördü. “Öyle yapmayın genç hanımım,“ dedi En’en. “Parmağınızı ağzınıza sokmamalısınız! Çiğ tavuk eti tehlikelidir. Gelin, size ilk yardım uygulayayım.“

Yemek için ayrılmış et bile zehir ya da böcek barındırabilirdi.

“Bence bu kadarı biraz fazla, En’en,“ dedi Maomao, En’en’in Yao’nun elini neredeyse hareketsiz kalacak kadar çok sargı beziyle sarmasını izlerken.

Maomao artık işe dâhil olmuştu ama Yao sinirli görünüyordu. Yao’nun bir şeyler söylemek istediği çok açıktı ama Maomao dünyadaki en sosyal insan sayılmazdı ve Yao’ya ne söylemesi gerektiğinden pek emin değildi. Satırı düzgün tutmayı bile yeni öğrendiği düşünülürse, Doktor Liu’nun onu henüz özel derslere davet etmiş olması pek olası görünmüyordu.

En sonunda Maomao sadece, “Özür dilerim. Bir süreliğine buralarda olmayacağım,“ diyebildi.

“Anlıyorum,“ dedi En’en ve bu durumdan üzgün görünme nezaketini gösterdi—ama yüzünden bir anlığına Maomao’nun tam olarak adlandıramayacağı, “Artık sadece ben ve Leydi Yao olacağız!“ diyen bir ifade gelip geçti. Neyse ki Yao yere bakıyordu ve bunu fark etmedi.

Maomao, Yao’nun da en az En’en kadar anladığından şüpheleniyordu. Zeki bir kadındı ve neler olup bittiğini mantıken kavrayabilirdi—sadece duygularının buna yetişmesi biraz zaman alıyordu.

O hâlâ sadece on altı yaşında, diye hatırlattı Maomao kendi kendine. Maomao’dan dört yaş küçüktü.

Söyleyebileceği her şeyi söylediğini düşünen Maomao tam odasına dönecekti ki bir gürültü daha duydu—bu kez birinin ayağını yere vurma sesiydi.

“Maomao!“

“Efendim?“

Yao’nun nefesi, kızgın bir yaban domuzu gibi burun deliklerinden fışkırıyordu. Dimdik duruyordu, yüzündeki kararlılık apaçık ortadaydı.

“Genç hanımım...“ En’en, birinde Yao, diğerinde Göster günlerini! yazan iki yelpaze çıkarmıştı. Onları nereden bulmuştu acaba? Gerçekten de muazzam yeteneklere sahip bir nedimeydi.

Yao bir kez daha yüksek sesle burnundan soludu ve Maomao’nun önünde durdu.

“Buyurun, genç hanımım.“ En’en ona bir tür kitapçık uzattı.

“Hıh!“ Yao kitapçığı Maomao’ya doğru bastırdı.

“B-Bu da ne?“

“N-Ne demek ne?“

Yao bir türlü açıklama yapamıyor gibiydi, bu yüzden En’en yardım etti. “Kütüphanedeki kitaplardan bir şeyler kopyaladı. Ders kitabında olmayan bulabildiği kadar çok örnek topladı, o yüzden içindekilerin bazılarının seni bile şaşırtacağını düşünüyorum, Maomao.“

“Ne?“ Vay canına, bunu istiyorum. “B-Bunu gerçekten alabilir miyim?“

“Ş-Şey, alabileceğini söyledim ya!“ diye çıkıştı Yao, gerçi aslında böyle bir şey söylememişti.

Yine de teklif ediyorsa, iki kez teklif etmesine gerek yoktu. Maomao kitabı aldı ve hemen sayfalarını karıştırmaya başladı. “Vay canına! Vay canınaaaaaa!“

“Hayır! Şimdi bakma! D-Dinle, o kadar da, bilirsin işte, büyütülecek bir şey yapmadım. En’en ısrar etti, ben de biraz kopyaladım. Sadece birazcık!“

Ne kadar da tatlı sert bir kız bu! Neredeyse fazla geliyordu.

Yao için ne yazık ki Maomao onun el yazısıyla En’en’inkini ayırt edebiliyordu—ama kopyalamayı hangisinin yaptığını yüzüne vurmayacak kadar da nazikti.

Bunun yerine başını eğip, “Çok teşekkür ederim,“ dedi. Ne yaptığını bile anlamadan Yao’nun elini tutup tokalaşmıştı bile. Dürüst olmak gerekirse o kadar mutluydu ki, burnundan sümükler bile akabilirdi.

“Hıh... Eh, yolculuğunda vakit geçirmek için bir şeylere ihtiyacın olacak.“ Yao kızarmıştı ve sesi çok kısık geliyordu. Arkasında ise En’en bu tokalaşmaya buz gibi bir bakış atıyordu.

“Karşılığında sana mutlaka bir hediye getireceğim,“ dedi Maomao.

“Benim hediyeye falan ihtiyacım yok!“ dedi Yao ve hâlâ sinirli görünerek kesme tahtasına geri döndü.

“O hâldeyken hiçbir şey doğrayamazsın. En azından yarana bakmama izin ver,“ dedi Maomao. Eğer tüm tedaviyi En’en’in yapmasına izin verirse, Yao sargı bezi mumyasına dönecek gibi görünüyordu.

Yao Maomao’nun müdahalesine boyun eğdi ama En’en tüm bu süre boyunca tehditkâr bir şekilde yakınlarında dikildi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi