Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 73

73.Bölüm: 15.Kısım – Kralsız Bir Dünya (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.583






73.Bölüm: 15.Kısım – Kralsız Bir Dünya (3)


İlk hikâye tamamlanmıştı. Bununla birlikte, dördüncü senaryonun ana hedefini başarmış oldum.

   “Ne oluyor?”

   “Neden tahtı parçaladın?”

İnsanlar durumu kavrayamayıp şaşkınlıkla etrafa bakınırken, bazıları öfkeli dokkaebinin neler yapabileceği karşısında şimdiden korkmuştu. Onlara göre, ben ‘beşinci senaryoyu’ zorlaştıran korkunç suçluydum. Hatta bazıları dokkaebiye yalvarıyordu.

   “Bize başka bir ‘Mutlak Taht’ verin! Senaryoya katılacağız!”

   “Bu sefer, tahtın gerçek efendisini bulacağız!”

   [Senaryo sona erdi, artık kimse bunu değiştiremez. Şimdi itibaren başınıza gelecek her şey, tamamen bu adamın suçu.]

Orta seviye dokkaebi, buz gibi soğuk sözleriyle beni işaret etti; soğuk bir rüzgâr kalabalığın sırılsıklam omuzlarını kamçıladı.

   [Kralsız bir dünya mı? Pekâlâ. Deneyin de görelim. Lidersiz ne kadar hayatta kalabileceğinizi izleyeceğim.]

Orta seviye dokkaebi parmaklarını şıklattı ve Gwanghwamun çevresindeki insanlar birer birer yok olmaya başladı; çığlıklar atıp kaçarken dumana dönüşüyorlardı.

   “Ne? Neler oluyor?”

…Bu gelişme planda yoktu. Etrafa bakınca Jung Heewon’u, Yoo Sangah’ı ve Lee Gilyoung’u adımı seslenirken gördüm.

   “Dokja-ssi.”

Ardından Yoo Sangah kayboldu. Lee Gilyoung, Jung Heewon, Jung Minseob ve Lee Sungkook da… dokkaebi’nin parmak şıklatmasından bir dakika bile geçmeden, Gwanghwamun’un geniş meydanında geriye yalnızca ben kalmıştım. Orta seviye dokkaebi beni ürpertici bir gülümsemeyle izliyordu.

   [Bunu aklında tut. Bu dünya sona ererse, bunun tek sebebi sen olacaksın.]

Tam karşılık vermek üzere ağzımı açtığım anda, keskin bir şıklama duyuldu.

Vücudum başka bir yere taşınırken görüşüm titredi. Mide bulantısı ve baş ağrısı dayanılmazdı. Zihinsel gücüm çoktan tükenmişti, bu son damlaydı, bilincimi kaybettim.

   [Dördüncü senaryoyu temizlediğin için 10.000 jeton kazandın.]

     * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 

Takımyıldızlarıyla fazla vakit geçirip çok enerji harcadığımdan, düşündüğümden daha yorgun olmalıyım; derin bir uykuya daldım. Rüyamda, sonun başlamasından önceki zamana geri döndüm.

   「Hey, Kim Dokja, ne yapıyorsun?」

   「Oh, şu bakışa da bakın! Birini mi öldüreceksin?」

O sesi duyduğum anda, lisede olduğunu anladım. Okul zorbasının tokat tahtası olduğum günler...

…Evet. Böyle zamanlar vardı. Ne kadar saçma olsa da, bu anılar hâlâ kanımı kaynatıyordu.

Başımı kollarının arasına almasıyla nefesim kesildi. Patlamış dudağımdaki kanın tadı, acıyan yanağımdan yükselen utanç. Kollar, bacaklar, omuzlar... hepsi ağrıyla zonkluyordu.

Rüya olsa bile, gerçeklikten daha çok acıtıyordu. Belki de burası Dördüncü Duvar’ın olmadığı bir yerdi.

   「Ne oldu? Kızdın mı? Öyleyse bir şeyler yap. Tıpkı annen gibi sen de manşet olabilirsin, huh?」

Sıkılmış yumruğum titredi, ama ona vuracak cesareti kendimde bulamadım. O zamanlar ne düşünüyordum ki?

   「‘…Keşke Yoo Joonghyuk olsaydım.’」

Evet. Ne kadar acınası olsa da, bu düşüncelere kapılmıştım. O zamanlar bile Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nu takıntılı bir şekilde okuyordum.

Öğrencinin okul rozeti üzerindeki adı bir anda aklımda parladı.

Song Minwoo.

Şimdi ne yapıyordu acaba? En son duyduğuma göre, o serseri iyi bir üniversiteye girmiş ve düzgün bir iş bulmuştu. Dünyanın ne kadar adaletsiz olabileceğini ilk kez o zaman fark etmiştim. Hâlâ yaşıyor mu, bilmiyordum bile.

   [Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’, etkinleştirildi.]

Rüya çökmeye başladı ve bir kez daha karanlığın içinde yalnız kaldım.

   [Özel Yetenek ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama’ etkinleştirildi.]

Sesler karışmaya, birbirinin üzerine binmeye başladı.

   「Hey, beni duyuyor musun? İyi misin?」

   「Temsilci-nim?」

   「Dokja-ssi neredesin?」

Bunlar tanıdık seslerdi. Sözler, ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama’nın ‘üçüncü şahıs bakış açısı’ aracılığıyla bana iletiliyordu.

   「Dokja-ssi? beni duyuyor musun?」

Çeşit çeşit şaraplarla dolu bir bar. Jung Heewon kaşlarını çatarak derin bir iç çekiyordu.

   「Neden okula düştüm ki?」

Başındaki şişi ovalarken Lee Jihye darbe almış olmaktan belli ki sinirlenmiş bir şekilde mırıldandı.

   「Neden... Neden burası...?」

Lee Hyunsung yakınlardaki bir askeri üste mahsur kalmıştı.

Tepkilerinden ne olduğunu kabaca tahmin edebiliyordum.

Gwanghwamun’daki herkes, bir şekilde bağlı oldukları yerlere taşınmıştı. Lee Jihye bir öğrenci olduğundan okula, Lee Hyunsung ise yakınlardaki askeri üste gönderilmişti.

Orta seviye dokkaebinin şakasıydı herhalde.

Belki bizi farklı yerlere dağıtarak, tek tek yenilmemizi istiyordu. Yine de garipti. Ana senaryonun bir parçası olmasa bile, böyle bir şey yapmak başını belaya sokabilirdi.

Herkesin şaşkınlığını izlerken mırıldandım.

   ‘Benim için endişelenmeyin. Sadece güvende olun. Yakında sizi bulmaya geleceğim.’

Beni duyamıyorlardı ama yine de onlara ulaşacağını umuyordum.

   [Özel yetenek ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3.Aşama’yı devre dışı bıraktın.]

Bilincim bedenime geri döndü ve göz kapaklarımı yavaşça açtım. Tepemdeki karanlık bulutlar Seul’un üzerinde kara delik gibi dönüyordu. Ayağa kalktım ve çevreme göz attım.

Seul’un geniş manzarası… Yüksek binaların düzensiz silueti. Muhtemelen benimle ilişkili bir yere gönderilmiş olduğumu fark ettim.

İlk bakışta, Seul’daki bir gökdelenin çatısı gibi görünüyordu…

   “Burası...?”

Kahretsin. Neden o kadar yer içinde burası olmak zorundaydı ki?

   [Birkaç Takımyıldızı mırıldanmanı ilgiyle izliyor.]

   “Mino Soft.”

Burası, eskiden çalıştığım Mino Soft şirketinin çatısıydı.

   [Bazı takımyıldızları hayal kırıklığına uğradı.]

   [Yavaş ilerlemeyi seven bir Takımyıldızı memnun.]

Dolaylı mesajların yağmur gibi yağdığını görünce, tahtı parçaladığımdan beri daha fazla takımyıldızının bana ilgi gösterdiği anlaşılıyordu.

   [Takımyıldızı ‘Altın Başlığın Esiri’, yeni gelen takımyıldızlarını tehdit ediyor.]

   [Takımyıldızı ‘Gizemli Entrikacı’, boğazını temizleyip kıdemli konumunu ortaya koyuyor.]

O kadar yer içinde burası...

Seul sokaklarında araba yoktu. Ofisler karanlıktı. Binalar kısmen yıkılmıştı. Bu manzara beni, beklenmedik bir şekilde, nostaljik hissettirdi. Bir ay aradan sonra işe dönmüştüm.

Patronlarımız tarafından azarlanacağımız zamanlarda ekibimden Müdür Yardımcısı Yoon’la buraya çıkıp vakit geçirdiğimiz anlar aklıma geldi. Sanki daha dün gibiydi. En garip olanı ise o zamanlar yeni bir oyun test ederken şimdi burada, kılıç sallayıp insanları kesiyordum.

...Acaba Müdür Yardımcısı Yoon hâlâ hayatta mı?
Başımı çevirirken, bir mesaj gözüme ilişti.

   [Beşinci senaryonun başlamasına 10 gün kaldı.]

Tam da beklediğim gibi. Mutlak Taht’ı parçalamak, Seul Kubbe’sine 10 günlük bir erteleme kazandırmıştı. Bu süre zarfında, Mutlak Taht olmadan ‘beşinci senaryoyu’ nasıl tamamlayacağımı bulmam gerekiyordu.

   [Ara dönemi desteklemek için bir yan senaryo başlatıldı.]

   [Yan senaryo – Hayatta Kalma Aktiviteleri]


Kategori: Yan

Zorluk: C+

Temizleme Koşulları: Harap olmuş şehirde 10 gün hayatta kal. Her gün üç öğün yemek yemeli ve günde en az altı saat uyumalısın. Her gece uyumadan önce, hayatta kalma ücreti olarak 500 jeton ödemelisin. Bu üç gereklilikten herhangi birini yerine getirmemek, ceza ile sonuçlanacaktır.

Süre Sınırı: 10 gün

Ödül: Yok

Başarısızlık: Ölüm

*Bu, ‘Jeton Etkinliği’nin uygulandığı bir senaryodur.

*Senaryo sırasında ortaya çıkan tüm canavarlar, yenildiklerinde jeton düşürme şansına sahiptir.
İşlerin nasıl gittiğini tahmin edebiliyordum. Ana senaryo yok edilmiş olduğundan aceleyle bir yan senaryo eklemiş olmalılar.

Üstelik bir jeton etkinliği bile eklemişlerdi.

Bunu eninde sonunda yapacaklarını düşünmüştüm, ama bu kadar çabuk başlayacağını beklemiyordum.
Hayatta kalma ücreti olarak günlük 500 jeton ödemek zorunda olmak… Bu senaryoyu jeton etkinliği olmadan temizlemek imkânsız olurdu.

Pekala, en iyisi yola koyulalım.

Jeton toplama fırsatını kaçırmak büyük bir kayıp olurdu.

   “Hadi, acele edin! Çabuk olun.”

O anda, çatının altından sesler duydum. Aşağı baktığımda, silahlı adamların insanları binanın içine sürüklediğini gördüm.

Yanlış hatırlamıyorsam Mino Soft, Seocho‑gu’daydı. Ama bildiğim kadarıyla Seocho‑gu’da herhangi bir ‘kral’ gücü yoktu.

...O zaman bu insanlar kimdi?

Silahlı grubu dikkatlice gözlemledikten sonra bir şey fark ettim.

Ah, ‘gezginler’miş.

Kıyamette, herkes hayatta kalmak için farklı yollar seçer. Bazıları ‘kral’ olur, bazıları ‘tebaa,’ bazıları ise herhangi bir aidiyeti olmadan ‘gezgin’ olur.

Seocho‑gu, gezginlerin bölgesiydi.

Bu bölge hakkında bilgi almam gerektiğini düşünerek telefonumu çıkardım, ama ne yazık ki şarjı bitmişti. Şarj edebileceğim bir yer bulmam veya bir powerbank aramam gerekecekti…

Çatı kapısını açıp aşağı indim. CEO ofisinin yanından geçtim, sonra planlama ve finans departmanlarından. Eskiden çalıştığım KK¹ ekibinin ofisinin yanından geçerken kısa bir süre yavaşladım.

Hafızamın oldukça iyi olduğunu söylemek doğru olurdu.

Ofise girdim ve belki bir powerbank bulurum umuduyla çekmeceleri teker teker açtım. Tam o sırada, biri el feneriyle içeri girdi.

   “Oh?”

   “...?”

   “Dokja-ssi? Kim Dokja-ssi, sensin, değil mi?”

   “Müdür Yardımcısı Yoon?”

   “Oh, hayattasın! Gerçekten hayattasın!”

   KK departmanından Müdür Yardımcısı Yoon karşımdaydı.

     * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 

   “Gerçekten korkunçtu.”

Müdür Yardımcısı Yoon, Mino Soft’ta olanları anlattı. Ya da daha doğrusu, şirketten ayrılmamın ardından olanları.

   “O gece geç saatlere kadar çalışan herkes için ‘birinci senaryo’ başladı.”

Konuşurken burnunu sıktı.

Temizlik görevlilerinin artık bulunmadığı şirket koridorları, çürüyen cesetler ve sürünen kurtlarla doluydu. Bazı yüzleri tanıyordum, ama Müdür Yardımcısı Yoon herhangi bir duygu göstermiyordu; ne üzüntü ne de keder.

   “Biliyor musun? O lanet Kim Takım Liderini bizzat ben öldürdüm. Hani bize sürekli zorbalık yapan adamı… Boynuna bir kalem sapladım ve kan her yere fışkırdı, sanki bir oyunmuş gibi…“

   “Müdür Yardımcısı Yoon…”

   “Ö‑Özür dilerim, muhtemelen duymak isteyeceğin bir şey değildir bu. Haha.”

Doğal bir değişimdi, yine de bu kadar değiştiğini görmek acı veriyordu. Ya da belki bu, en başından beri onun gerçek benliğiydi.

   “Tüm bu zaman boyunca yalnız mıydın?”

   “Huh? Oh, hayır, yalnız değilim. Yanımda birkaç kişi var. Peki sen neredeydin Dokja-ssi?”

   “Ah, Ben...”

   “Seni ofiste gördüğümü sanmıyorum. Bir grupla mı buradasın? Ana senaryoyu temizlemek için mi geldin?”

   “Eh, evet. Öyle bir şey. Gwanghwamun’daydım sonra bir şeyler oldu…”

Müdür Yardımcısı Yoon, ben açıklamayı bitirmeden anlamış gibi başını salladı.

   “Oh, anladım. Her zamanki gibi şanssızsın, huh, Dokja-ssi?”

   “...Efendim?”

   “Bilmiyor muydun? Senaryoyu kendimiz temizlemek zorunda değiliz. Tek yapman gereken saklanmak. Diğer insanlar bizim yerimize senaryoları tamamlıyor zaten. Hayatını riske atmana gerek yok. Haha, sadece keyif çat yeter. Nasıl olsa dünya mahvoldu.”

Haklıydı. Bir ‘gezgin’ olmayı seçersen, bazı ana senaryoları kendi başına tamamlamana gerek yoktu; başkalarının tamamlamasını bekleyebilirdin. Seul Kubbesi’nde, böyle yaşayan birçok insan vardı.

Elbette, bir grup seni saklanırken yakalarsa, bu doğrudan öbür dünyaya tek yönlü bir bilet olurdu. Sonuçta, grubu olmayan gezginler ideal avdı.

   “Hiçbir şey için endişelenme, burada bizim de kendi örgütümüz var. Bir araya gelmek için illa bir ‘kral’a ihtiyacın yok, değil mi?”

Mino Soft’un dışına çıktık. Belli ki burası gezginlerin bir kalesiydi; etrafta toplanmış kalabalıklar vardı. Aralarında, az önce gördüğüm tutsakları götürenler de bulunuyordu. Silahlı adamlardan biri, Müdür Yardımcısı Yoon’un yanına geldi.

   “Yoon Sangho-ssi, bu da kim?”

   “Oh, iş arkadaşlarımdan biri. Tesadüfen karşılaştık.”

   “Hm... Gezgin mi? Diğer gruplardan adam kabul etmiyoruz. Biliyorsun, değil mi?”

Müdür Yardımcısı Yoon başını salladı ve adam yanımızdan geçip gitti.

   “Kimdi o?”

   “O, ‘Jeton Çiftliği’nin sorumlusu.”

   “Jeton Çiftliği mi?”

   “Oh... Demek bilmiyorsun, huh?”

Müdür Yardımcısı Yoon’un yüzünden garip bir parıltı geçti.

Jeton Çiftliği. Bu terim kulağıma tanıdık geliyordu.
Ama birinin çoktan başlatmış olabileceğine inanamıyordum.

   “Şuraya bak.”

Birkaç kişi, düzenli aralıklarla yerleştirilmiş kafeslere kilitlenmişti. Bunların bir hayvanat bahçesinden mi yoksa karakoldan mı alındığını anlayamadım. Gezginler etraflarında toplanmış, heyecanla bağırıyordu.

   “Hey! Dalga mı geçiyorsunuz? Daha sert savaşın! Milleti oyalarsanız, size kim jeton verecek?’

Kafesin içinde iki kişi birbirine saldırıyor, parçalıyordu. Kan fışkırıyor, gözler çıkarılıyor, iç organlar dökülüyor ve hepsi hapsedilmiş hayvanlar gibi uluyordu.

   [Kolezyumları seven bir takımyıldızı, eğleniyor.]

Yakından baktığımda, birden fazla kafes olduğunu gördüm.

Görünüşe göre bir temaları vardı; çünkü tüm kafeslerde insanlar birbirleriyle dövüşmüyordu.

Her yönden acılı iniltiler ve çığlıklar yükseliyordu. Göremiyor olsam da, çok daha korkunç eylemlerin gerçekleştiği kafeslerin olduğunu biliyordum. İnsanın hayal gücü, tahmin edilenden çok daha karanlıktı.

   [Gözlem yapmayı seven bir takımyıldızı büyük bir heyecan duyuyor.]

   [Birkaç takımyıldızı 200 jeton sponsor oldu!]

Kahretsin, bu dünyada o sapkın fantezileri seven takımyıldızları da vardı.

Müdür Yardımcısı Yoon, konuşurken gülümsedi.

   “Biraz tanıdık bir manzara, değil mi?”

   “...”

   “Oyun endüstrisinde oyuncular kraldı, Mino Soft’ta ise yöneticiler. Peki, bu yeni dünyada kimlerin kral olduğunu düşünüyorsun?”

   “Takımyıldızları mı kullanıyorsunuz?”

   “Aynen öyle. Bazı deli takımyıldızları böyle şeyleri çok seviyor. Sahne ne kadar yoğun olursa, o kadar çok jeton yolluyorlar. Jetonlardan da kafestekilere biraz yiyecek atıyoruz.”

Gıcırdayan bir sesle, kafesin içindeki iki kişiden biri yere düştü. Müdür Yardımcısı Yoon hemen kafesin içine bir çikolata attı.

Hayatta kalan kişi sürünerek çikolatayı kaptı. Ambalajı gözyaşları içinde yırtarken, gözlerinde hiçbir yaşam kırıntısı kalmamıştı.

Jeton Çiftliği.

Bu dünyanın sermaye yapısını herkesten iyi anlayan insanlar tarafından tasarlanmış, kötü şöhretli bir sömürü sistemi.

   [Birçok takımyıldızı, kafeslerdeki dövüşlerden sıkıldı.]

Ama hâlâ erken aşamalardaydık, bu yüzden jeton geliri pek yüksek değildi.

Evreni bir sahne gibi gözlemleyen takımyıldızları, bu kadar önemsiz bir şey karşısında heyecanlanmazdı.

 Ama Müdür Yardımcısı Yoon’un ifadesi, bir şeyler çevirdiğini anlatıyordu.

   “Zamanlaman harika Dokja-ssi. İlginç bir şey görmeye hazır ol.”

   “Tamamdır, içeri girin!”

İnsanların kafese doldurulmasını boş gözlerle izleyip sordum.

   “Bu insanlar bizim şirketten değil mi?”

   “Öylelerdi, bir zamanlar.”

Müdür Yardımcısı Yoon bir sigara yakıp cevap verdi. Kafeste altı kişi vardı, hepsi Mino Soft çalışanıydı.

   “Lütfen, bizi kurtarın! Bırakın çıkalım!”

   “Açın şunu! Açın!”

Hatta bazı yöneticiler de oradaydı. Yöneticiler ve çalışanlar, demirlere tutunup ağlıyorlardı. Onları o küçük kafeste görmek gerçeği gözler önüne seriyordu. Bildiğim Mino Soft artık yoktu.

   “Hatırlıyor musun Dokja-ssi, modern oyunlarda aciliyet duygusu eksik; Oyuncular, seri üretimden çıkmış, sıradan hikâyelere sahip oyunlara para ödemez, demiştin.”

Düşününce, bunu bir keresinde Müdür Yardımcısı Yoon ile tartışmıştık.

   “Aslında oldukça yerinde bir düşünceydi.”

Neden şimdi bunu gündeme getirdiğini merak ettim, ta ki kafesin içinde olanları görene kadar.

   “Hey, yakala.”

Bir gezgin, kafesin içine bir hançer attı. Ucuz, en düşük kalite bir hançer. Alan kişi ise çaylak bir çalışandı.

   [Birkaç takımyıldızı durumu merak ediyor.]

   “Hey, acemi. Henüz anlamadın mı?”

Müdür Yardımcısı Yoon , kafesteki diğer kişilere işaret etti.

   “O insanların kim olduğunu biliyorsun, değil mi?”

   “B-Biliyorum.”

   “Kim onlar?”

   “Müdür Lee, Yardımcı Direktör Kang ve Yönetici Shin.”

   “Hâlâ anlamadın, herhalde?”

   [Birkaç takımyıldızı, Kolezyum’un başladığını ilan ediyor.]

   “Şu an nerede olduğunun farkında mısın?”

Etraf dalgalandı ve kafesteki insanlar değişime uğradı. Çaylak çalışan, bir anda kendini orta çağ gladyatörü kıyafeti içinde bulunca şaşkınlıkla göz kırptı. Gözlerinin önünde sanal bir mesaj belirdi.

— İntikamını al.

İntikam. Bu kelime karşısında çaylak çalışanın gözleri büyüdü. Titreyen elindeki hançere baktı. Müdür Yardımcısı Yoon onu sıkıştırdı, sesi alaycıydı.

   “Ne bekliyorsun? Müdür Lee’nin sana yaptığı tüm o saçmalıkları unuttun mu?”

Sonunda, Müdür Lee, Müdür Yardımcısı Yoon’u tanıdı ve kekelemeye başladı.

   “M-Müdür Yardımcısı Yoon! Ne diyorsun…!”

Çaylak çalışanın gözleri, Müdür Yardımcısı Yoon daha önce kimsenin dile getirmediği şeylerden bahsedince şaşkınlıkla açıldı.

Sunumunu çalan müdür, kendi hatalarını onun üzerine yıkan yardımcı direktör, oğlunun ödevini zorla yaptıran yönetici.

Bunlar belki de sıradan olaylardı. Herkesin yaşayabileceği ve dayanabileceği, kendi kendine ‘dünya böyle işliyor’ dediği olaylar. Ama o dünya değişmişti ve bazılarının doğal kabul ettiği ayrıcalıklar artık garanti değildi.

   [Birkaç takımyıldızı, çaylak çalışana sempati duyuyor]

   “Peki, şimdi ne yapman gerektiğini anlamışsındır herhâlde.”

Çaylak çalışan başını kaldırdı.

   [İntikamdan zevk alan bir takımyıldızı, çaylak çalışanın intikamını heyecanla bekliyor!]

   [Birkaç takımyıldızı, büyük bir ilgiyle izliyor!]

Sonunda, takımyıldızları hareketlenmeye başlamıştı.

   [Birkaç takımyıldızı, intikam gösterisi için ‘Jeton Sponsorluğu’ hazırlıyor.]

Kafesteki yöneticiler panikle bağırdı.

   “B-Bekle! Dur, biz—”

Dişlerimi sıktım.

Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nda jeton çiftlikleri vardı, ama hiçbiri bu kadar manipülatif taktikler kullanmamıştı.

Yine de burada bunu var kılan biri vardı, Müdür Yardımcısı Yoon.

   [Birkaç takımyıldızı, intikamın gerçekleşmesini görmek istiyor!]

   [Kolezyum’u seven takımyıldızları, jeton vermeye hazırlanıyor!]

   [Seçili takımyıldızları, bu düelloyu kazanan enkarnasyona jeton vaat ediyor…]

Çaylak çalışanın titreyen elleri hançerin etrafında sıkıca kenetlendi ve kızaran gözleri öldürme niyetini göstermeye başladı. Atmosfer ısındı ve toplanan gezginler tezahürat yapmaya başladı. Sakin bir şekilde etraftaki gezginleri saydım. On kişi kafesin yanında konumlanmıştı, diğer on dört kişi ise bir sonraki ‘etkinliğe’ hazırlanıyordu.

Gezginler için bu ‘intikam gösterisi’ sadece gelip geçen bir eğlenceden ibaretti. Takımyıldızları bu ucuz gösteriyi izleyecek, gezginler de karşılığında jetonlarını kazanacaktı.

   “Yeni mallar geldi! Kilitleyin şunları!”

Taşınabilir kafesin içinde birkaç kişi baygın halde yatıyordu. Aralarından bir yüz hemen gözüme çarptı.
 Gezginlerin kahkahaları etrafta yankılandı.

   “Hey, bunun yüzü bayağı iyiymiş, değil mi? Onu yeni bir gösteri için kullanalım!”

Porselen gibi beyaz tenli, yukarı doğru çekik gözlü ve omuzlarına kadar inen siyah saçlarıyla küçük bir figür. Yanılmadığımdan emin olmak için gözlerimi kırptım.

O, Birinci havari, intihalci yazar Han Sooyoung’tu.



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi