Bölüm 150
O, tam anlamıyla Çorak Toprağ’ı Yirmi Mil’den fazl, Efsaneler’e yakışır harikalarla dolu canlı bir Bahçe’ye dönüştürmüştü.
Gökler’in Ötesi’ne uzanan Toprak Ağaçlar’ı İyileştirici Sular’la akan Kaynaklar. Karanlıkta parıldayan Korular. Toplandıktan sonra yeniden oluşan Kristaller.
Bu, açıkçası, saçmalıktı!
Damian gözlerini açtı ve İkinci Doktrini’nin tek bir gecede başardığı bu Absürt duruma başını salladı.
“Kabilede’ki İnsanlar’ı dışarı çıkarmalıyız.“
Zihninde kopan düşünce fırtınasına rağmen sesi sakindi.
“Bu yerde artık hasat edilecek çok şey var. Bununla pek çok şey mümkün olabilir.“
Adam Amca, gerçekte olanların sadece bir kısmını anladığını ima eden bir ifadeyle ona baktı. Ama her zamanki gibi Genç Lugal’ına güvenerek, başını salladı.
Serala Meditasyon’undan kalktı, Beyaz-Altın rengi Mana bedeninin etrafından kayboldu. Yanlarına geldi, Kanat şeklindeki göz bebekleri parıldayan gözleriyle manzarayı taradı.
Üçü, dağın ortasından, önceki günden tamamen farklı olan çevrelerine baktılar.
Kırmızı Yapraklı Ağaçlar her yöne uzanıyordu; Yapraklar’ı sabah ışığını yakalayıp, onu prizmatik parçalara ayırıyordu. Altın Rengi Baobablar aralarında yükseliyordu; Şişkin gövdeleri Bolluğ’un Anıtlar’ı gibi parıldıyordu. Mavi Çimler aradaki boşlukları kaplıyordu; Büyüyen bitkilerin ve Temiz Su’yun Kokusu’nu taşıyan esintilerde sallanıyordu.
Ve uzakta, o Kadim Sütunlar ufku Domine ediyordu.
Gökyüzünü delen yedi devasa ağaç, bazıları o kadar yüksekti ki, Taçlar’ı Damian’ın yarattığı Bulutlar’ın içinde kaybolmuştu. Bu Ağaçlar, bölgenin her noktasından görülebiliyordu; Taş Toprakları’nın bu köşesinde temel bir şeyin değiştiğini ilan eden Simge Yapılar gibiydi. Kuşlar, hareket eden gölgeler gibi görünen büyük sürüler halinde Ağaçlar’ın tepesinde daireler çiziyordu.
Hayvanlar, aşağıdaki dönüşmüş manzarada dolaşıyordu; Dün sıradan hayvanlar olan Yaratıklar, bugün İlkel Canavarlar hâline gelmişti. Damian’ın hissettiği aynı şaşkınlıkla yeni çevrelerini keşfediyorlardı; Var olmaması gereken Bitkiler’i kokluyor ve Birkaç Saat Önce orada olmayan derelerden Su içiyorlardı.
Birkaç Küçük İlkel Canavar, dağdaki figürleri fark etti ve tanıma benzeri bir ifadeyle yukarı baktı. Kaçmadılar. Saldırmadılar. Sanki dönüşümlerinden sorumlu Varoluş’un önlerinde durduğunu Ânlar gibi, sadece izlediler.
Serala sonunda konuştu, sesi fısıltıdan biraz daha yüksekti.
“Ne... Yaptın sen, Tokoloshe?“
Damian yarattığı Bahçe’ye, Toprak Ağaçlar’ına, ışıldayan Korular’a ve hasat edilmeyi bekleyen gelişmiş Mahsul Tarlalar’ına baktı.
Bir cevabı yoktu.
Saçma sapan bir şey yapmıştı. Bütün bunların gerçek etkileri... Henüz tam olarak görülmemişti.
---
Büyükanne Essun, tuhaf şeylerle dolu uzun bir hayat yaşamıştı.
Ama böyle bir şeyi hiç görmemişti!
Mor Taş Kabilesi’nin devasa kapıları gıcırdayarak, önünde açıldı, koyu Kırmızı-Mavi bariyerler ayrılıp, ötesinde yatanı ortaya çıkardı. Arkasında Binler’ce Kabile Üye’si duruyordu, hepsi de gece boyunca yağan Yağmur sayesinde artık Et Uyanış’ı Savaşçılar’ı olmuştu. Kulübeler arasındaki Yollar, taştan ve Sıkıştırılmış Toprak’tan filizlenen Canlı Bitkiler’le doluydu; İsimlerini bilmediği Renkler’de çiçekler açmıştı.
Mana’nın çoğu Kabile Üyeler’i tarafından Emilmiş olsa da, Kabile’yi eski Masallar’daki gibi bir şeye dönüştürmeye yetecek kadar kalmıştı.
Ve kapıların Ötesi’nde uzanan Manzara, Sonsuz Derece’de daha görkemliydi.
Gözlerinin önünde her yöne uzanan bir Bahçe vardı; Altın gövdeli devlerin arasında Kızıl Yaprak’lı Ağaçlar yükseliyor, Mavi çimler sabah esintisinde sallanıyordu. Havada büyüyen Bitkiler’in, Temiz Su’yun ve tanımlayamadığı başka bir şeyin Koku’su vardı; Her nefes alışında Yaşlı Kemikler’ini daha genç hissettiren bir şey. Dün hiç görünmeyen ama şimdi görünecek kadar Bol miktarda Meyve Dallar’dan sarkıyordu. Birkaç Saat önce kuru taşların olduğu yerden Dereler akıyordu.
Uzaklarda, devasa ağaçlar gökyüzünü delip, geçiyordu; Taçlar’ı, Soluk Mavi ışıkla parıldayan Bulutlar’ın içinde kaybolmuştu.
Essun’un keskin sarı gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Ağzı açık kalmıştı.
Sonra başını geriye attı ve kahkahalarla güldü.
“Ölmüş ve Atalar’ın Diyarlar’ına gitmiş olmalıyız!“
WAAAA!!!!
Ölüler’in Gittikleri Yer. Atalar Diyar’ı.
Ses’i, toplanan Binler’cesinin arasından yankılandı; Bu Ses, başların dönmesine ve yüz ifadelerinin değişmesine neden oldu. Şef, birkaç Yaşlı’yla birlikte ileri atıldı; Bu mucizeyi yaratan Güçler’i rahatsız edecek başka bir şey söylemeden önce, ellerini uzatıp, ağzını kapatmaya çalıştılar.
Ancak Essun’un bedeni artık onlardan çok daha güçlüydü.
Yağmur onu da dönüştürmüştü; Eski Beden’ini, kendisini Altmış Yaz Daha Genç hissettiren Mana ile doldurmuştu. Kendisinin bile şaşırdığı bir kolaylıkla, onu yakalamaya çalışan ellerden kurtuldu, onların yanından dans eder gibi geçip, onun Yaş’ında birinin yapması imkansız olan adımlarla Bahçe’nin derinliklerine doğru ilerledi.
Bu Cennet’in uzaklarındaki Dağ’a baktı; Zirve’de, Altın rengi kürk ve Mavi Alevler’in arasında dinlenen Damian’ın devasa Aslanım’sı siluetini görebiliyordu. Krallık Tac’ı hâlâ başının üzerinde parıldıyordu, bu mesafeden bile görülebiliyordu.
“Tokoloshe!“
Çığlığı, dönüşmüş manzara boyunca yankılandı.
“Atalar’ın Diyâr’ını buraya nasıl getirdin?!“
Hareket etmeye devam etti, ayakları adımlarını karşılayan verimli Toprağ’a tutunuyordu.
“Bırak bu Yaşlı Kadın gelip, sana saygısını sunsun!“
Yine kıkırdadı, sesi, dünyanın hayal ettiğinden çok daha harika olduğunu yeni keşfetmiş birinin sevincini taşıyordu.
“Hey, sen aslında hangi Ata’sın? Bana söyleyebilirsin!“
Arkasındaki Kabile Üyeler’i hayretler içindeydi; Ninlerce yeni uyanmış Savaşçı, Cennet’in eşiğinde duruyordu. Var olmaması gereken bitki Örtüsü’ne, kol mesafesinde sallanan Meyveler’e, iç ışığıyla parıldayan Su’yla akan derelere bakıyorlardı.
Bazıları diz çöktü.
Bazıları ağladı.
Bazıları ise sadece ayakta durup, bakakaldı, gözlerinin gerçek olduğunu ısrarla gösterdiği şeyi kavrayamadan.
BOOM!
Adam Amca’nın silueti herkesin önündeki verimli Toprağ’a indi.
İnişi onu Dağ’dan tek bir sıçrayışla buraya getirmişti; Mana ile Güçlendirilmiş kasları, yürüyerek dakikalar sürmesi gereken Mesafe’yi bir Ân’da kat etmesini sağlamıştı. Gece boyunca Kultivasyon’u Dördüncü Çember’e ulaşmış olan Adam Amca, vücudundan yayılan Güç’le Binlerce’sinin önünde duruyordu.
Kemik İliğ’i Kristalleşme’si.
Yaşlı Savaşçı, hayretle bakan Kabile Üyeler’ine sabırsız gözlerle baktı.
“Hayret etmek için daha sonra zaman olacak.“
Sesi, şoku bir bıçak gibi kesti.
“Şu anda yapılacak işler var. Bu Bahçe kendi kendine hasat edilmeyecek.“
Grupları işaret etmeye başladı, emirleri net ve kesindi.
“Siz elli kişi, Doğu’saki Meyve Ağaçlar’ına doğru gidin. Taşıyabileceğiniz kadarını toplayın ve kabileye getirin. Siz yüz kişi, Kuzeydoğu’daki Dere’yi takip edin ve Kaynağ’ın çıktığı yeri haritalandırın. Su Kaynaklar’ımızı bilmemiz gerekiyor.“
Daha fazla talimat geldi, binlercesi askeri eğitimden gelen bir verimlilikle çalışma gruplarına ayırdı.
“Siz iki yüz kişi, Bitki Örtüsü’nün arasından yollar açmaya başlayın. Kabilemizi buradaki önemli noktalara bağlayan Yollar’a ihtiyacımız var. Ve siz...“
Uzakta parıldayan bir Koru’ya bakakalan genç Erkekler’den oluşan bir grubu işaret etti.
“Ağzınız açık bakmayı bırakıp, harekete geçin. O parıldayan ağaçlar hiçbir yere gitmiyor ama sabah ışığı Sonsuz’a kadar sürmeyecek.“
Kabile üyeleri harekete geçti; Adam Amca’nın emirleri onların felç halini ortadan kaldırırken, şok yerini kararlılığa bıraktı.
Ve Essun Büyükanne, hâlâ kıkırdayarak, Tokoloshe’nin muhtemelen asla cevap vermeyeceği soruları haykırarak, dağa doğru ilerlemeye devam etti.
Umurunda değildi.
Cennet’te yürüyordu ve her adımın tadını çıkarmaya niyetliydi!
Not: Şaşırmayın Yahu. Bu Damian Vakochev. Ve Kendisi Diğer Noveller’deki Âyetler’i de geçtim. İnfinite Mana İn The Apocalypse Novel’inde çıkan en Güçlü Cultivation Karakter’i. Yani sâdece Adı Biliniyor. Ölçekler Bizzat O’nun. O’na Ait. Temel de Kendi’si çıkmadı ama. Hatta Adui Sırf Bakın Sırf Vakochev’in Çıkmasının 1500-2000 Bölüm’ü bulacağını söyledi. Ve bu Sadece Çıkış Durumu. O’nu Aşmamız ise. Lol... Ben bile Bilmiyorum. Belki O’nu aşamayız bile. O ne de Olsa Sonsuz Aşkınlık hâlinde pardon O’nun da Öte’sinde. Ben bile bilmiyorum O’na nasıl Yetişeceğimizi. Temel’de o Aşılamaz bir Varoluş Hâl’inde. O zaman sorarım size. Gerçek Anlamda Aşılamaz Olan Birisini Nasıl Aşabilirsiniz?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.