Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 286

54.Kısım – Şeytan Kral Avcısı (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.438



——

Sonunda beklediğim mesaj gelmişti. Gizemli Entrikacı’nın kişisel senaryosu.
 
+
 
   <Yan Senaryo (Gizemli Entrikacı) - ???>
 
Kategori: Yan (Kişisel)
 
Zorluk: ???
 
Tamamlama Koşulları: ???
 
Süre Sınırı:
 
Ödül: Efsanevi bir hikâye ile orijinal tura geri dönebilme(1), bir yetenek (1) ve bir eşya (1) (Gerekli olasılık senaryoyu öne süre kişi tarafından karşılanacaktır).
 
Başarısızlık: Orijinal tura dönememe, enkarnasyon bedeninin yok olması.
 
+
 
Senaryo penceresini açtığım an gözüme çarpan ilk şey ‘ödül’ oldu.
 
   [Büro şu anda olasılığından şüpheleniyor.]
 
Ben bu ‘regresyonun’ bir katılımcısı değildim. Bu yüzden, bu turda bir eşya, yetenek veya hikâye alsam bile orijinal dünyama döndüğümde bunları koruyamazdım. Tıpkı 41. Regresyon Shin Yoosung’un, darbe alabilecek kadar zayıflaması gibi.
 
Ancak bu ödül gerçekse... bu turda elde edilenleri orijinal dünyama geri götürebilirdim.
 
Bu muazzam bir ödüldü. Olasılık ne kadar kısıtlanmış olursa olsun, 95. senaryonun ganimetleri 95. senaryoya uygun olurdu. Burada mevcut olan yetenekler ve hikâyeler, 20. senaryodaki dünyayı değiştirebilecek güce sahipti.
 
   Faz la he ye can lan ma Kim Dok ja.
 
Dördüncü Duvar’ın sözleriyle zar zor sakinleştim. Aslında sevinebileceğim bir durum yoktu. Ödüller yüksekti ama başarısızlığın bedeli de bir o kadar büyüktü. Başarısız olursam orijinal turuma dönemez ve enkarnasyon bedenimi kaybederdim.
 
Burası ait olduğum tur değildi, bu yüzden ‘hikâyelerimin’ etkisi büyük değildi. Böyle bir durumda enkarnasyon bedenimi kaybedersem, bir olasılık fırtınası tarafından öldürülebilirdim. Üstelik en büyük sorun bu da değildi.
 
   [Bu senaryonun tamamlama koşulları güncelleniyor.]
 
Hâlâ en önemli tamamlama koşulları güncellenmemişti. Boyutlar arası geçişten kaynaklanan bir hata mıydı yoksa Gizemli Entrikacı kasıtlı olarak zaman mı kazanıyordu, bilmiyordum.
 
Açıkçası her ikisi de mümkündü. Uzakta savaşan Yoo Joonghyuk’u izlerken düşündüm. Gizemli Entrikacı olsaydım, bu senaryoya hangi tamamlama koşullarını koyardım? Gizemli Entrikacı’nın şu ana kadarki hareketlerine dayanarak...
 
Uğursuz bir düşünceydi.
 
   [Özel yetenek Okuduğunu Anlama etkinleştirildi!]
 
Gizemli Entrikacı. Onun Sürünen Kaos olmasını bekliyordum fakat dış tanrının gerçek kimliği bilinmiyordu.
 
İlk kanalım açıldığından beri benimleydi ancak hakkında çok az bilgim vardı. Cennetin Dengi Büyük Bilge gibi kibirli, Uriel gibi adalet dolu, Abisal Kara Alev Ejderhası gibi kötücül değildi... Orijinal Hayatta Kalma Yolları’nda bile yoktu. O sadece Gizemli Entrikacı’ydı.
 
   [Elindeki bilgilerle hedefi okuyamazsın.]
 
   [Özel yetenek Okuduğunu Anlama iptal edildi.]
 
   [Bilinmeyene duyulan merak yeni bir beceriye yol açıyor.]
 
...Bilmiyordum. Bu senaryo aracılığıyla bana ne göstermeye çalışıyordu? Ayrıca ne kazanmak istiyordu? Dış tanrının böyle bir şey yaptığı hiç görülmemişti, bu yüzden kolayca tahmin yürütemiyordum. Kesin olan tek bir şey vardı.
 
   [Kuaaaack!]
 
Bu senaryo muhtemelen şuradaki takımyıldızlarını katleden canavarla bağlantılıydı.
 
   [İşte bu! Şimdi! Herkes ona kıstırma saldırısı yapsın!]
 
    [Geber Yoo Joonghyuk!]
 
Kısa bir süreliğine senaryo penceresine daldığımda, savaş alanı beklenmedik bir yöne evrilmişti. Yoo Joonghyuk’un durumu tuhaftı. Az önce takımyıldızlarını öldürüyor ve savaş alanına hükmediyordu...
 
Şimdi ise hareketleri körelmişti. Yoo Joonghyuk’un vücudu yağan bombardıman altında kaskatı kesiliyordu.
 
…Bu piç neyin kafasını yaşıyordu? Ne olmuştu?
 
Durumunu kontrol etmek için Karakter Listesi’nin ayarını düzenledim.
 
+
 
* Şu anda anormal bir durumda.
 
+
 
Anormal bir durum mu? İmkânsızdı. 1863. regresyon Yoo Joonghyuk kimdi? Doğu Cehenneminin Hükümdarını ve Prensiplerin Şeytanı’nı öldüren Yoo Joonghyuk’tu bu. Takımyıldızları arasında mevcut Yoo Joonghyuk’a anormal bir durum yükleyebilecek kimse yoktu.
 
Yoo Joonghyuk’un gözleri boş bakıyordu.
 
Boğazıma bir şey düğümlenmiş gibi rahatsız hissettim. Hayır, vardı. Yoo Joonghyuk’ta anormal bir duruma neden olabilecek tek bir kişi vardı.
 
+
 
Hedef, bilinmeyen bir nedenden dolayı ‘regresyon depresyonu’ndan muzdarip.
 
+
 
Yoo Joonghyuk’un kendisiydi.
 
Regresyon depresyonu. 1863 hayat boyunca paramparça olmuş bir adamın ruhu, regresyon depresyonunu neredeyse pasif, düşük seviyeli bir yetenek hâline getirmişti. Bir kez depresyona girdiğinde, bilinci anılarının ağırlığına takılır ve uyanamazdı.
 
   [Öldürün! Yenilmez değil!]
 
Acımasız darbeler Yoo Joonghyuk’un vücudunun yavaş yavaş kanamasına neden oluyordu. Bu tuhaftı. Normalde regresyon depresyonu bu durumda ortaya çıkmamalıydı. 1863. Turda Yoo Joonghyuk bu hastalıkla nasıl başa çıkacağını öğrenmişti.
 
Neden şu an bu hâldeydi...
 
Dördüncü Duvar diyor ki, “Ha ha ha.”
 
   “...Senin işin miydi?”
 
Dördüncü Duvar cevap vermedi ancak elimdeki tek tahmin buydu. Dördüncü Duvar ile az önceki çarpışma, Yoo Joonghyuk’un iç yüzeyinde bir tür bozulmaya neden olmuş olmalıydı.
 
Lanet olsun, ne yapmalıydım?
 
Yoo Joonghyuk yüzünü korurken derisinden kanlar süzülüyordu. Delinmez Deri’nin gücü hâlâ devredeydi ama ölmesi an meselesiydi.
 
   Yardım etmeliyim.
 
   Neden yardım edeyim ki?
 
Zihnimde seçenekler savaşıyordu.
 
   Yoo Joonghyuk artık bir canavar. Yardım edersem, uyandığında beni kesinlikle öldürür.
 
   İyi düşün. Bu senaryonun tamamlama koşullarını bilmiyorsun.
 
Tamamlama koşulları hâlâ soru işaretlerinden ibaretti.
 
   Senaryoyu tamamlama koşulu Yoo Joonghyuk’un ölümü ise, bu altın bir fırsat.
 
Ancak—
 
   Ya tamamlama koşulu Yoo Joonghyuk’un hayatta kalmasıysa...
 
Yoo Joonghyuk ölürse her şeyi kaybederdim.
 
   “Siktir...”
 
Yardım etmeli miydim, etmemeli miydim? Yoo Joonghyuk’un dizleri yavaşça yere çöküyordu. Normalde zayıf olan tipler, heyecanla Yoo Joonghyuk’un vücudunu parçalıyordu.
 
   [Hahaha! Demir Kanlı Yüce Kral’ın hikâyesi benim olacak!]
 
Yoo Joonghyuk burada ölse bile regresyon geçirirdi. Sonra yeni bir tura başlardı.
 
Regresyon...
 
   Peki ya ‘diğer dünyalar’?
 
...Siktiğimin Entrikacısı.
 
   Kurtarmadığın tüm o dünyalar ne olacak?
 
Yoo Joonghyuk burada öldüğü an, orijinal romanda olmayan bir dünya doğacaktı. Yoo Joonghyuk cehennemi bir kez daha tekrar edecekti. Gizemli Entrikacı’nın bana gösterdiği terk edilmiş bir dünya yaratılacak ve Yoo Joonghyuk sonsuz çaresizlik içinde bir kez daha sürünecekti.
 
…Siktir, bilmiyordum.
 
Elektrifikasyon’u etkinleştirdim ve Yoo Joonghyuk’a doğru uçtum.
 
   [Hey! Bana da bir pay bırakın!]
 
Sert gerçek sesim üzerine, Yoo Joonghyuk’a saldıran şeytan krallar ve takımyıldızları başlarını kaldırdı.
 
   [Sen de kimsin?]
 
   [...Şeytani enerji mi? Seni daha önce hiç görmemiştim.]
 
   [Şeytan Kral Avcısı’nı öldürmeye mi geldin?]
 
Vücudumdan şeytani enerji yayıldı, düşmanın gerginliğinin azaldığını görebiliyordum. Beklediğim gibiydi. Statümü ortaya koyarak konuştum. [Aynen öyle. Güzel şeyleri birlikte paylaşalım. Olmaz mı?]
 
   [Geç kaldın, o yüzden iyi hikâyelerden pay alamazsın.]
 
   [Endişelenmeyin. Sadece arkadan yardım edeceğim.]
 
   [Tavrını sevdim. Şimdi, herkes devam etsin...!]
 
Aniden döndüm ve takımyıldızına tüm gücümle vurdum. Takımyıldızı, düz bir çizgide uçup harabe bir binaya çarparken çığlık attı.
 
   [K-Kuooh... ne yapıyorsun lan?]
 
Onu döverek öldürmek istesem de gücüm yetmedi. Takımyıldızları bu ani hareketimle öfkelendiler ve dik dik bana baktılar.
 
   [Şeytan Kral Avcısı’nın tarafını mı tutuyorsun?]
 
Cevap vermedim ve dev hikâyenin gücünü açtım.
 
   [Dev hikâye Şeytan Diyarı’nınBaharı başladı!]
 
Hikâyenin nabzı kalbimin derinliklerinde kıpırdandı. Hikâye enerjisi kanıma dolarken vücudumu kıvılcımlar sardı. Bazı takımyıldızları ‘dev hikâyemi’ gördüler ve şokla haykırdılar.
 
   [Bir şeytan kralın statüsü mü? Daha önce adını sanını duymadığım birinden mi?]
 
Elbette bu dünyanın bir şeytan kralı değildim. Elektrifikasyon’un gücünü bir kez daha odakladım ve bir takımyıldızını havaya uçurdum. Takımyıldızı karnına darbe aldı ve birkaç adım geri gitti. Yoo Joonghyuk ile kıyaslanamazdı ama etkisi fena değildi. Bu şekilde devam ederse savaşabilirdim.
 
   [Hikâyenin işleyişinde bir hata oluştu.]
 
   [<Yıldız Akışı>, sahip olduğun dev hikâyenin kökenini bulamıyor.]
 
   [‘Dev hikâyenin’ gücü keskin bir şekilde azaldı.]
 
...Siktir. Demek böyle olacaktı. Dev hikâyemin temeli olan 73. Şeytan Diyarı burada değildi. O dev hikâyeyi birlikte oluşturmuştuk. Bu yüzden hikâyemin düzgün çalışmaması doğaldı.
 
Üzerime gelen takımyıldızlarına kılıç sallayıp Yoo Joonghyuk’a bağırdım. “Hey! Uyan be pislik!”
 
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Onu uyandıracak cümleler düşünmeye çalıştım ama aklıma hiçbir şey gelmedi. Statüm düşmeye başladı ve savaş alanında yeniden ayağa kalkan Şeytan Kral Ose bağırdı.
 
   [Şeytan Kral Avcısı ile iş birliği yapıyor! Öldürün onu!]
 
Yedi takımyıldızı vardı, aralarında Şeytan Kral Ose de bulunuyordu. Mevcut gücümle onlarla başa çıkmam doğal olarak imkânsızdı. Saldırılardan çaresizce kaçıyordum ancak 95. senaryo, adı üstünde 95. senaryoydu.
 
Mutlak kötülük sisteminin sıradan takımyıldızları olabilirlerdi ama darbeleri can yakıyordu. Etim saldırılarla hırpalanıyor, hareket alanım giderek daralıyordu.
 
Aciliyete rağmen, Yoo Joonghyuk’u uyandırmanın yollarını düşünmeye devam ettim. Aklıma Yoo Joonghyuk’u kesinlikle uyandıracak birkaç şey geldi.
 
Sorun, sonrasında ne olacağıydı. Düşündüğüm yöntemlerle onu uyandırırsam, muhtemelen ölecektim.
 
Dudaklarımı ısırdım ve yavaşça ağzımı açtım. Başka yolu yoktu. Zaten işlerin bu noktaya geleceğini tahmin etmiştim. Kısa ve derin bir nefes alıp konuştum. “Daha ne kadar ağzınızı kapalı tutacaksınız?”
 
Sözlerim üzerine takımyıldızlarının ifadeleri değişti. Gözlerinde ne saçmaladığımı soran bir bakış vardı.
 
Konuşmaya devam ettim. “Burada ölürsem sizin için de zor olur.” Bir sonraki an, göğüs cebim parlak bir ışıkla parladı ve bir gerçek ses duyuldu.
 
   [Ne, biliyor muydun?]
 
Elbette Yoo Joonghyuk’u uyandırmayacaktım. Öyle çılgınca bir şey yaparsam ölebilirdim.
 
   “Bilmeseydim garip olurdu. Çiçek aranjmanı gibi bir hobim yok.”
 
Ceketimin iç cebinden iki çiçek çıktı. Bir kırmızı kozmos ve bir beyaz zambak. Başlangıçta varlıklarını fark etmemiştim. Dünyalar arasından geçerken anladım. Gerçekten cüretkâr takımyıldızlarıydı.
 
   [Cık. Başka yol yok.]
 
Gerçek sesin kimliğini anladıkları an, bana düşman olan takımyıldızlarının beti benzi attı. ‘Zambak’ onlara güldü.
 
   [İkimiz birden mi çıkalım? Yoksa Jophiel, tek başına mı halledeceksin?]
 
   [Onlar Eden’in düşmanları. Derhal infaz edin.]
 
   [...Birlikte mi yapmak istiyorsun? Ne sinir bozucu. Tamam, anladım.]
 
Bir sonraki an, kozmos ve zambak yaprakları rüzgârda dağıldı. Yapraklar gökyüzüne doğru süzüldü ve önümde bir mesaj çaktı. Bir an mesaja baktım ve yavaşça başımı salladım.
 
Arkamda devasa bir varlık iniş yapmaya başladı. Takımyıldızlarının yüzlerinde şaşkınlık belirdi, kendimi gülmekten alıkoyamadım.
 
Merak ediyordum. O sırada Jung Heewon’un nasıl hissettiğini düşünmüştüm. Şimdi çok iyi anlıyordum.
 
Arkamdan altı kanat dışarı doğru uzandı. Eden’in en iyi baş meleklerinin ‘statüsü’ vücudumdan boşalırken olasılıkla dolup taştım.
 
   [Takımyıldızı Kızıl Kozmosun Komutanı Seul’de ortaya çıktı!]
 
   [Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak Seul’de ortaya çıktı!]
 
+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi