Bölüm 5347
Baba’sı Sıvılar içindeyken, acımasızca gülümsedi ve kahkahayı bastı.
“Haha. Kelime Oyunlar’ı,“ diye tükürdü Erick. “Güzel sözler. Ama Gerçeğ’i değiştirmezler, Evlat. Bu Yanılsama olabilir evet ama senin Köken’in olarak sandığından çok daha fazla Hayat Verdi bana... Kaynağ’ın hayati önem taşıyor. Cevap vermelisin. Cevap vermelisin!“
HUUM!
“Benden kaçamazsın. Benden asla kaçamazsın, Milyonlar’ca Yıl yaşasan da, Milyarlar’ca Yıl yaşasan da. Ben, senin Neden’inin bir parçasıyım! Tarih’inin bir Parçası’yım. Benden Güç alsan da almasan da, Köken’inin bir Parçası’yım.“ Çenesinden Sıvı akarken, sırıtışı daha da genişledi.
“Lanet olası ismim sende. Onu sana ben verdim. Osmont. Benim adım. Onu Varoluş’un her yerine kazıyorsun, bunu bilmediğimi sanma. O’nu Büyük kılıyorsun, Varoluşlar’ın resmen önünde titremesini sağlıyorsun ama yine de yaptığın her şeyin tepesinde duran benim Soyad’ım. Bundan asla kaçamayacaksın. Hatta Sonsuzluğ’un bile benim Soyad’ımı taşıyor! Osmont! OSMONT! BENİM! SOYADIM!“
HUUM!
“Ve Evlat. Benim Soyadım’la... Başarısız olacaksın. Tıpkı Baba’n gibi. Ne kadar Yükseğ’e Tırmanırsan, o kadar derinden Düşersin ve düşeceksin ve kalıcı hiçbir şey bırakmadan Öleceksin. Yalnız... Bir Canavar’ın ya da başka Varoluşlar’ın Pençeler’i altında. F Sınıf’ı Canavar mı, BU Yaldızlılar mı, BU Kaynak mı yoksa BU İlkel Yaşam Formu mu olduğu önemli değil. Öleceksin! Tıpkı benim gibi. Tıpkı! Benim! Gibi!“
BOOM!
“Ölmekten korkmuyorum!“
HUUM!
“Ve benim Soyad’ım bana ait, sadece bana!“
BOOM!
Noah, Babası’nın acımasız sözlerine karşılık kükredi ve artık erimiş metalden yapılmış iki devasa sütun gibi yanan elleri, Erick Osmont’un Gerçek Olan İllüzyon’unu yerle bir ederek, toza dönüştürdü!
O... Ölmek’ten korkmuyordu. Tüm bu süreç boyunca, bir kez bile Ölmek’ten korkmamıştı.
Tek korkusu, Baba’sı gibi biri olmaktı.
Ama ne kadar Paradoksal olsa da...
Korkmuyordu.
Korkmuyordu.
Noah, Gerçek İllüzyon’un Boşluğ’unda diz çöktü, ağır ağır nefes alıyordu, dizleri orada olmayan bir zemindeydi, başını kaldırdı ve kükredi, kasları vücudunda dalgalanıyordu, çenesi ve gözleri içinden akan muazzam Güç’le titriyordu. Yüzündeki ifade ağır ve Tirân’dı, gidecek hiçbir yeri olmayan bir öfkeyle doluydu!
Yükseldikçe, işler zorlaşıyordu. Sırf Daha Güç’lü Hâl’e geldi diye işler asla kolaylaşmıyordu. Tam tersi daha da Zorlaşıyordu, çünkü daha fazla Güç daha fazla sorumluluk demekti ve daha fazla Sorumluluk da, başarısızlığı göze alamayacağı anlamına geliyordu.
Artık ona bağlı Yüzen bir Lara Parça’sı değildi. Tek bir Varoluş Çark’ı da değildi. Gözlemlenebilir bir Varoluş idi. Artık ikisi vardı.
Bu, ağır bir yüküydü.
Gerçek İllüzyon etrafında solup, parçalanırken, Pbsidyen boşluk dağılırken, Babası’nın Sözler’i Zihni’nde yankılandı.
|Gerçek İllüzyon başarıyla kırıldı. Olimpos Niyeti’nin baskısı altında Köken’in sana teyit edildi. Egemen Köken Kaynağ’ını sorguladı ve sen cevap verdin. Bu teyit Varoluş’una kaydedildi.|
Dışarıdan bakıldığında, Noah’ın bedeni çiftlikteki kraterde diz çökmüş durumdaydı, elleri hâlâ Obsidyen ışığıyla yanıyordu ve etrafında, özgür kalmak için harcanan Güc’ün kalıntıları olan, Çok Renk’li ve acımasız bir Sonsuzluk dalgası çalkalanarak, akıyordu. Başını kaldırdı ve Dame Seraphine’ye soğuk bir bakış attı.
O da ona özür diler bir ifadeyle baktı.
“Özür dilerim,“ dedi ve Beşinci Ölçek’li Varoluş bunu içtenlikle söyledi. “Niyet’in acı verici bir Gerçeğ’e uzanacağını fark etmemiştim. Bir Varoluş’un BU Egemen Köken’in içinde ne gördüğünü göremem, sadece Kökenler’inden beslendiğini biliyorum. Gördüğün şeyin hoş olmadığını anlıyorum. Bunu senin için kasten seçmezdim.“
Ondan tam bir Ölçek Üst’te olan bir Varoluş, özür diliyordu.
Noah’ın öfkesi yavaş yavaş, biraz olsun yatışmıştı. Sonsuzluğ’un etrafında yerleşmesine izin verdi, Obsidiyen’in ellerinden kaybolmasına izin verdi ve kraterden kalktı.
Dame Seraphine ona ciddiyetle baktı.
“Tamam,“ dedi. “Koşabilirsin, kendini savunabilirsin ve seni yere seren bir şeyden sonra tekrar ayağa kalkabilirsin. Görmem gereken şey buydu.“ Bir kez başını salladı. “Onaylandın ve göreve hazırsın.“
Onaylandığını söyledi.
Ama Dame Seraphine’e odaklanmadı, çünkü Varoluş’u içinde değişim tam ve görkemli bir şekilde ilerliyordu ve dikkatini bunun yerine başka bir Beden’ine, BU Erken Örtülü Kıyı’da dinlenen Beden’ine çevirdi.
---
BU Infiniverse’de, Altın Kum’lu bir Kumsal’da, BU Infiniverse’nin İnsan’sı tezahürü Noah’ı arkadan kucakladı.
Sonsuzluk’tan oluşan Gözyaşlar’ı yüzünden damlayarak, omzuna düştü ve ışığa dönüştü; Ses’i sırtına yumuşak ve acılı bir şekilde ulaştı.
“O Anılar için üzgünüm,“ dedi. “Efendim o Anılar’ı hiç paylaşmamıştı. Ne benimle, ne de başka biriyle. Onların senin içinde olduğunu bilmiyordum ve o Varoluş’un Niyet’i yüzünden onları görmek zorunda kalmana üzüldüm.“
HUUM!
Noah, ellerine baktı. Hafifçe titriyorlardı, tam olarak durduramadığı hafif bir titreme, Gerçek olan İllüzyon’un kalıntısı, Mezozoik Ölçek’li bir Varoluş’un Güc’ü ve tüm Varoluş’unu ondan uzaklaşmak için harcadığı bir Adam’ın yüzü.
Bu Gerçek İllüzyon gerçekten de hoş olmayan bir şeydi.
Elini uzattı ve onu saran BU Infiniverse’nin ellerini tuttu.
“Bu, sadece geçmiş,“ dedi sakin bir sesle. “Gelecek, bunların hepsinden daha önemli. O Adam’ın Varoluş’um üzerinde, halihazırda sahip olduğundan daha fazla etkiye sahip olmasına izin vermemeye çalışıyorum. İçimde kapladığı Alan’ı azaltmak için uzun zaman harcadım ve bugün gördüğüm Hâl’i, onun gördüğüm son Hâl’i olsun istiyorum. Ama sorun yok. Gerçekten. Bitti ve geride kaldı ve orada kalacak.“
...!
Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynak ellerine aktı be titreme durdu.
Kendine baktı, Varoluş’u içinde gelip, giden filizlenen değişiklikleri hissetti ve o Ân’da hissettiği şey, her şeyden çok, bir sonuca varmış olmaktı. Gerçek İllüzyon ondan Köken’ine bakmasını istemişti, o da bakmış, cevap vermişti ve cevap geçerli olmuştu. Artık ilerleyebileceğini hissetti. Öyle de yaptı.
“Bugün,“ dedi, “İlk Sonsuz Varoluş Ölçeğ’imi tamamlanmış sayacağım.“
HUUM!
Varoluş’u korkutucu bir Güç karışımıyla akmaya başladı; İçindeki Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynak birbirlerine karşı gelip, gidiyor, birbirine dolanıyordu.
Bir düzeyde, bunun çabucak çözülmesini beklemişti. Önemli dönüm noktalarının çoğu öyle olmuştu. Tüm Varoluş’u hız üzerine kurulmuştu; Tanıdığı herhangi bir Varoluş’tan Daha Hız’lı bir şekilde Güç Aşamalar’ından geçmek üzerine; Sonsuzluğ’un Yol’u onu, Asırlar sürmesi gereken Eşikler’i Aşması’na neden olmuştu.
Ama bu sefer, içgüdüsel olarak, onun için bile çözümün Hız’lı olmayacağını hissedebiliyordu. Eşsiz Sonsuzluğ’u ile yeni kavradığı BU İlkel Kaynağ’ın birlikte neden olduğu dönüşüm her ne ise, o kadar derin ve bilinmezdi ki, bunun tamamlanması için epey bir süre beklemesi gerekebilirdi.
Bu iki Güç sadece Üst Üst’e Binmiyordu. Birbirleriyle Reaksiyon’a giriyorlardı ve bu Reaksiyon’un, onun karşılaştırabileceği bir Emsal’i yoktu; Emsal’i olmayan Reaksiyonlar ise kendi zamanını alırdı.
Bu, bu dönüm noktasının tadını çıkarmayı reddedeceği anlamına gelmiyordu. Artık O BU İlkel Kaynağ’a erişimi vardı. Her şeyden sonra, tüm Yollar’san sonra, o şeye dokunmuştu.
Bu eşsiz bir histi. Bütün bu Günler, Haftalar ve Aylar boyunca, Sonsuzluk her şeyin Temel’i olarak Varoluş’u boyunca akmıştı; Çok Renk’li ve Gerçek Sınırsız, Kimliğ’i etrafında düzenlenmiş.
Şimdi O, BU İlkel Kaynak da onunla birlikte içinden akıyordu ve bu farklı hissettiriyordu. Sonsuzluk, kendi şekline göre akmasını öğrettiği bir Okyanus gibi hissettirirken, BU İlkel Kaynak daha eski, daha ağır, Temel bir şeyin Obsidyen ağırlığı gibi hissettiriyordu; Bir Okyanus’tan çok bir kaya tabanı gibiydi, Varoluş’un kendisinin sertleşmeden önce üzerine döküldüğü madde.
İlkel Dil’in Hârfler’ini telaffuz etmeye odaklandı ve tavuk denemesinden beri fark ettiği şeyi fark etti.
Etkinlikleri hayal edilemeyecek bir düzeye fırlamıştı. Zaten korkutucuydular, her biri Asal Hârf’e yükseltilmişti, Her Saniye Varoluş’u boyunca yankılanıyordu. Ama BU İlkel Kaynağ’ı elde ettiğinden beri, her Telaffuz Yeni Bir Şey yapıyordu. Önceden, Sebat ve Exelissomai Varoluş’unu geniş bir şekilde Ârındırmış, olduğu her şeyi Güçlendirip, Evrimleştirmişti.
Şimdi ise, her Telaffuz ettiğinde, içindeki Obsidiyen BI İlkel Kaynağ’ın Parçacıklar’ının yoğunluğunu spesifik olarak Artırıyorlar’dı. BU İlkel Kaynak bu açıdan Sonsuzluğ’a benzemiyordu. Sonsuzluk Sonsuz’du, doğası gereği Sınırsız’dı. BU İlkel Kaynak daha çok bir Kaynak gibiydi, belirli sayıda Birim’den oluşan, Son’lu, Sonsuz Olmayan bir Güç.
Yine de devam eden bilinmeyen dönüşümü, bu Son’lu Güc’ü Sonsuz Hâl’e getirmeye çalışıyor gibiydi ki, bu imkansız olmalıydı, Varoluş’un izin vermediği türden bir Çelişki idi bu.
Yani şu anda olanlar, daha basit ama yine de olağanüstüydü. Varoluş’u, BU İlkel Kaynağ’ın yoğunluğunu ve yoğunluğunu giderek, Artırıyordu; Obsidiyen en yoğun şekilde kollarında birikiyordu, bu yüzden elleri, erimiş metal sütunlar gibi saf yanan Obsidiyen görünümünü almıştı.
Başını salladı ve soruyu bir kenara bırakarak, bunun yerine İlk Sonsuz Ölçeği’nin tamamlanmasına odaklandı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.