Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 287

54.Kısım – Şeytan Kral Avcısı (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.634

 
   [Başmelek!]
 
Şeytan Kral Ose, şaşkınlığın ötesinde bir dehşete kapılmış gözlerle bu tarafa bakıyordu. Mutlak kötülük sisteminin takımyıldızları için de durum aynıydı. Onlar için Eden’in başmelekleri en kötü kâbustu.
 
İki başmeleğin aynı anda ortaya çıkması karşısında şoka girmeleri hiç de garip değildi.
 
   [Neden başmelekler burada? Eden’in meleklerinin çoğu o günden sonra ölmemiş miydi?]
 
Mırıltıları duyduğumda bir pişmanlık hissettim. Burası 1863. regresyonun dünyasıydı. Gabriel ve Jophiel bu turda neler olup bittiğini bilmiyor olmalıydı.
 
   [S■ktir, bu saçmalık da ne?]
 
Gabriel’in gerçek sesi, sanki bu anı bekliyormuş gibi yankılandı. Tıpkı Uriel gibi, onun ağzından da küfürler dökülüyordu. İşler büyümeden onu durdurmalıydım.
 
   “Gabriel. Onların saçmalıklarını dinlemene gerek yok. Çabuk hallet şunları!”
 
   [...Bana sızlanıp durma. Küstah insan.]
 
İtiraz edecek çok noktası vardı ama bu seferlik dediklerimi yapmak zorundaydı. Gabriel’in gücü tüm vücudumu doldurdu.
 
   [Ben başmelek Gabriel.]
 
Tüylerimin diken diken olduğunu hissedebiliyordum. Sonunda, Gabriel’in ana hikâyesi duyuldu.
 
   [Size bu müjdeleri iletmek için gönderildim.]
 
Tabii ki bu ‘müjdeler’, sadece Gabriel ile aynı taraftaysanız geçerliydi.
 
   [Korkmayın! Başmelekler kalelerini kaybetmiş kalıntılardan başka bir şey değil!]
 
Şeytan Kral Ose takımyıldızlarını cesaretlendirmeye çalıştı. Ancak o konuşurken, Ose çoktan uzaklaşmaya başlamıştı bile. Takımyıldızları yıldız kalıntılarını kavrayıp üzerime atıldıkları sırada gerçekleşti her şey.
 
   [Bu, belirlenmiş son hakkındadır.]
 
Gabriel’in hikâyesi, ‘Kıyamet Vahyi’ başlamıştı.
 
   İki boynuzlu bir koç gördün, gözlerin arasındaki o büyük boynuz ilk kraldır. [1]
 
Vücudumdan altın iplikler süzüldü. İpliklerle birlikte bedenimin boyutu da büyüyor; vücudum, çiftleşme mevsimindeki bir koç gibi güçle dolup taşıyordu. Şeytan kralın boynuzlarının çıktığı yerde bembeyaz boynuzlar yükseldi.
 
   [U-Uhhhh...]
 
Mutlak kötülük sisteminin takımyıldızları sadece boynuzlara bakarak bile dehşete düşmüştü. Bazı takımyıldızları çaresiz enkarnasyonlar gibi silahlarını düşürdü, bazıları ise çığlık atarak etrafta koşturmaya başladı.
 
   [Uwaaah!]
 
Sanki kendi sonlarını görmüş gibiydiler.
 
   O, benim gücümle değil, kendi gücüyle gittikçe daha da güçlenecek.
 
Arkamdaki altı kanat parlak bir ışık patlaması yayarken, takımyıldızlarının saldırıları üzerime yağıyordu. Buna rağmen hiç hasar almadım.
 
Gözlerimin önünde beliren katı metal, her türlü saldırıyı etkisiz hâle getiriyordu. Bir devin kullanabileceği türden bir silahtı bu. Beyaz bir ışıkla parlayan yılan mızrak sapı boyunca tırmandı; yılanın gözleri, bir haçı andıran göz kamaştırıcı bir pencere camı gibi işlenmişti.
 
Bu, Gabriel’in kutsal mızrağı, Tercih Ölçeği’ydi. Mızrağın kabzasını kavradım. Bir anda dünya yana yatıyor gibi hissettirdi. Çevredeki tüm varlıklar bir teraziye yerleştirilmişti. Ya terazinin bir tarafındaydılar ya da diğer.
 
Başımı çevirdiğimde Gabriel gülümsüyordu. Avuçları omuzlarıma değdi.
 
   Müthiş bir yıkım gerçekleştirecek, kudretli ve kutsal insanları yok edecek.
 
Mızrak muazzam bir şekilde parladı ve tüm gücümle fırlattım.
 
Ardından dünyanın bir parçası silindi. Gökyüzünden bana saldıran takımyıldızları, yandan koşanlar ve hatta savaşma ruhunu kaybedip yere çökenler. Bu dünyada hiç var olmamışlar gibi yok oldular. Geriye kalan tek varlıklar terazinin bu tarafındakilerdi. Bir başmeleğin gerçek gücü buydu.
 
Gabriel ağzını açtı ve hoşnutsuz bir sesle konuştu.   [...Birini kaçırdım. Yaprak sayısının bir sınırı vardı.]
 
Aslında Şeytan Kral Ose durumu önceden tahmin etmiş ve çoktan kaçmıştı. Düşük rütbeli bir şeytan kral olarak bir başmelekle tek başına başa çıkamayacağını biliyordu. Ancak Jophiel sadece izlemekle yetinmedi.
 
Arkamda kırmızı bir sis oluştu ve Ose’yi takip etti. Tüm dünya acı çekiyormuş gibi çığlık attı. Görünüşte kırmızı bir sisti fakat daha yakından baktığımda küçük askerlerden oluşan bir ordu olduğunu gördüm.
 
Eden’in 503. birimi gökyüzünü kırmızıya boyadı. Bu, Kızıl Kozmosun Komutanı’nı takip eden seçkin birimdi.
 
   [Kueeeeok!]
 
Piranalar gibi hareket eden kanlı sisten kırmızı dikenler yükseldi. Cennet askerleri bir kan festivali düzenlerken uzaklarda korkunç bir çığlık duyuldu. Bir süre sonra her yer sessizliğe büründü.
 
Şeytan kralın parçalanmış enkarnasyon bedeni rüzgârda kırıntılar gibi uçuştu. Sessiz kalan Gabriel ayaklarımı hareket ettirdi ve şeytan kralın kalıntılarını çiğnedi.
 
   [Önemsiz.]
 
   [Mutlak kötülük sisteminin takımyıldızları, başmeleklerin ortaya çıkışıyla büyük bir şaşkınlık içinde.]
 
   [Şeytan krallar, <Yıldız Akışı>nın olasılığından şüphe duyuyor.]
 
   [Bazı takımyıldızları başmeleklerin anormal müdahalesini kınıyor...]
 
   [Kapayın çenenizi ■■.]
 
Sırtımdan uzanan altı kanat rüzgârda savruldu, sayısız tüy döküldü ve başmeleklerin gücü zayıfladı.
 
Hafif bir mide bulantısı hissetsem de vücudumdaki yük beklediğim kadar ağır değildi. Belki de 95. senaryodaki olasılık miktarı çok daha bol olduğu içindi ya da Gizemli Entrikacı ile yaptığım Dış Dünya Sözleşmesi sayesindeydi. Her iki durumda da bu benim için iyiydi.
 
   [Henüz bitmedi.]
 
Ancak Jophiel gücünü geri çekmedi. Bir komut vererek devam etti. [Onu da öldür.]
 
Bir heykel kadar kaskatı kesilmiş Yoo Joonghyuk’u işaret ediyordu. Aceleyle ellerimi salladım. “Gerek yok. O kötü biri değil...”
 
   [O, mutlak surette kötü.]
 
Sağ gözüm sızladı ve dünya farklı görünmeye başladı.
 
   [Stigma Günah Gözü tetiklendi!]
 
Günah Gözü. Başmelek Jophiel’in stigmasıydı.
 
   [Hedefin ‘günahları’ ölçülüyor.]
 
Dünyadaki her varlıkta biriken ‘günahları’ gören o göz. Yoo Joonghyuk’un az önce durduğu yerde sadece karanlık bir uçurum vardı.
 
   [Hedefin ‘günahları’ sayısal bir değere dönüştürülemez!]
 
Sonu olmayan bir karanlık. Sadece bakmakla bile daha da kötüleşen bir karanlıktı bu. Şeytan kralların veya mutlak kötülük sisteminin takımyıldızlarının bile bu kadar büyük günahları yoktu.
 
Jophiel konuştu. [Bu uçsuz bucaksız bir günah. Baal ve Agares dışında bu kadar yoğun bir günah hiç görmemiştim. Dünyadaki tüm günahlar birleşse bile onun günahlarını aşamaz.]
 
Biliyordum. Yoo Joonghyuk çok günah işlemişti. Çok insan öldürmüştü. Çok dünya yok etmişti. Sayısız ruh ona lanet okumuştu.
 
   [Ölmeli.]
 
Ancak—
 
   “Bu mümkün değil.”
 
Bu adam, birilerini de kurtarmıştı.
 
   “Onu öldüremezsiniz.”
 
Belki de mahvettiği her şeyin yanında hiçbir şeydi. Ancak belli ki kurtardığı bazı şeyler vardı.
 
   [Takımyıldızı Kızıl Kozmosun Komutanı sana bakıyor.]
 
O asık suratlı bakışın önünde yutkunup ağzımı açtım. “Bu adam hâlâ işe yarar. Onu şimdi öldürmemelisiniz.”
 
   [...Kurtuluşun Şeytan Kralı. Hâlâ hayatta olman sadece kâtibin emirleri sayesindedir.]
 
   “Beni bağışladınız, o hâlde bir kişiyi daha bağışlayabilirsiniz.”
 
Geriye dönüp baktığımda Yoo Joonghyuk’un vücudunun hafifçe titrediğini gördüm. Bilinci bir şekilde suyun yüzeyine çıkmak için çabalıyordu.
 
Jophiel, Yoo Joonghyuk’a doğru konuştu. [Eğer uyanırsa, onu durdurabileceğimin garantisi yok. Onu şimdi öldürmeliyiz.]
 
Jophiel sisini tekrar çağırmaya çalıştı. İçimden bir iç çektim. Ne kadar düşünürsem düşüneyim, tek yol buydu.
 
   “Ya onu öldürmeden uyanmasını engelleyebilirsem?”
 
Jophiel’in kırmızı sisi durdu.
 
   “Ya bilinçsiz hâlini kontrol ederken, bilincini geri kazanmasını durdurmanın bir yolu varsa?”
 
   [Onu bağlamanın bir yolu mu var? Hangi numarayı kullanacaksın?]
 
Jophiel tekrar patlamak üzereyken Gabriel araya girdi.
 
   [Jophiel, bırak kalsın. Her hâlükârda, durumu anlamak için zamana ihtiyacımız var.]
 
Jophiel bir an düşündükten sonra cevap verdi. [...Uyanma belirtisi gösterirse şayet, onu derhal öldürürüm.]
 
Başımı salladım. Sonra doğruca Yoo Joonghyuk’a doğru koştum. “Hey.”
 
Vücudundaki titreşimler güçleniyordu. Bu sahneyi orijinal romanda birkaç kez görmüştüm. Belki de Yoo Joonghyuk’un bilinci birkaç dakika içinde uyanacaktı. Bu olursa işler zorlaşırdı.
 
Elimi yavaşça hareket ettirdim ve Yoo Joonghyuk’un boynunu kavradım. Tıpkı onun bana yaptığı gibi. Benden daha iri olduğu için onu yukarı kaldırmak kolay değildi.
 
   “Bı-rak.”
 
Yoo Joonghyuk’un bilinci neredeyse su yüzeyine ulaşmıştı ve kesik kesik konuşuyordu. Parmak uçları sanki beni yakalamaya çalışıyormuş gibi yavaşça hareket etti.
 
Yoo Joonghyuk’u regresyon depresyonundan nasıl uyandıracağımı biliyordum. Diğer bir deyişle, onu o melankolinin daha da derinlerine nasıl batıracağımı da biliyordum.
 
Yoo Joonghyuk’un parmak uçlarının hareket ettiğini gördüm ve ağzımı açtım. “Hatırlıyor musun? 33. turu. 40. senaryoyu tamamlamıştın ve Lee Jihye şöyle demişti.”
 
Yoo Joonghyuk’un gözleri donuklaştı ve hareket eden parmak uçları durdu.
 
   “Keşke Usta bir sonraki tura gitmek zorunda olmasaydı.”
 
   “Düşün bakalım. Her zaman mutsuz değildin. Değil mi? Tüm o turlarda, mutlu olduğun anlar da vardı.”
 
Yoo Joonghyuk’un ifadesi giderek katılaşıyordu.
 
   “173. tur. Dünyayı epey bir süre korumuştun. Lee Jihye’nin lise diplomasını alışını ve Lee Seolhwa’nın bir başkasının çocuğuna gülümseyişini de görmüştün.”
 
   “Joonghyuk-ssi, hayatta olduğun için mutlu musun?”
 
Konuştukça Yoo Joonghyuk’un ifadesi çöküyordu. Yoo Joonghyuk’u yıkan şey çaresizlik değildi.
 
   “383. tur. Sonunda 75. Senaryoyu tamamladın. Şans eseri o turda kimse ölmedi. Bu bir ilkti. Ardından Lee Hyunsung sana şöyle dedi.”
 
   “Joonghyuk-ssi, bugünü ölene dek unutmayacağım.”
 
Tüy gibi hafif anılar zihninin derinliklerine battı.
 
   “Sonra 498. Tur...”
 
Yoo Joonghyuk ellerini kulaklarını kapatmak için hareket ettirdi. Normalde Yoo Joonghyuk bu kadarıyla yıkılmazdı. Ancak şimdi durum farklıydı. Ellerini tuttum ve konuşmaya devam ettim. “Bu 10 kez yaşandı.”
 
Yalnız bu tüylerin ağırlığı yüzünden bir insan suyun daha da derinlerine battı.
 
   “Yirmi kez.”
 
Nefesim kesildi ve ciğerlerim sıkıştı. Yoo Joonghyuk’un neler yaşadığını hissedebiliyordum. Yalnızca ben hissedebiliyordum. Bir insanın en dibindeki o en ilkel karanlık, onun benliğini açgözlülükle yutuyordu.
 
   “100 kez. Bu 1.000 kereden fazla tekrarlandı.”
 
Tüm o kelimeler yok edildi. Tüm mutlu anılar, asla dönülemeyecek bir zamana geri aktı. Sayısız regresyon boyunca mutluluğun anlamı soldu. Koruduğu tüm değerler yırtık kağıt parçalarına dönüştü.
 
   “Yoo Joonghyuk.”
 
Yoo Joonghyuk’un benliği derin denize batıyordu. Birinin yardımı olmadan asla çıkamayacağı bir yerdi burası.
 
   “Korumak istediğin her şeyi koruyabildin mi?”
 
Yoo Joonghyuk’un perişan yüzüne baktım ve düşündüm: Endişelenme Yoo Joonghyuk. Gerisini ben hallederim. Sen dur ve dinlen.
 
   [Karakter Yoo Joonghyuk’a dair anlayışın patlayıcı bir şekilde artıyor!]
 
Yoo Joonghyuk’un boş gözleri ustasını kaybettiği anıları gösteriyordu. Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’nı kullanmamıştım ama okumak zor değildi.
 
   Ölmek istiyorum.
 
   Tüm bunları bitirmek istiyorum.
 
   Keşke hiç uyanmasam.
 
Gökyüzünden birkaç damla yağmur düştü. Şeytan kralların ve takımyıldızlarının kanından oluşan kara bir yağmurdu bu. Sıvı, Yoo Joonghyuk’un yüzüne de süzüldü. Yoo Joonghyuk’un bakışları alçaldı ve sonunda üzerime düştü.
 
Bir insan ruhunun çöküş anına tanıklık ediyordum. Kırık bir ses duyuldu. Gıcırdayan bir makine gibi, Yoo Joonghyuk kekeledi, “N, e... yap, malı, yı... m?”
 
Yoo Joonghyuk’un ellerini serbest bırakıp söyledim. “Hikâyeni ben bitireceğim.”
 
Yoo Joonghyuk boş gözlerle bana baktı. Fakat ben ona bakmıyordum. Yan senaryo penceresi az önce güncellenmişti.
 
+
 
   <Yan Senaryo (Gizemli Entrikacı) – Regresörün Sonu>
 
Tamamlama Koşulları: Yoo Joonghyuk’un ölümü.
 
+
 
Yerde duran Yoo Joonghyuk’un Göğü Yaran Kılıç’ına uzandım.
 
+

Bölüm Sonu Notları: 
 
[1] Pek emin olmamakla birlikte, bu kısmın İncil’den, özellikle Daniel Kitabı 8:21 ayetinden alındığını buldum. Detaylar için https://ifiwalkedwithjesus.com/daniel-8-ram-and-goat/ adresine bakabilirsiniz.
 
Çn: Korecede cinsiyet belirten kelimelerin eksikliği nedeniyle, İngilizce çevirmen bu bölüme kadar Gabriel’in erkek olduğunu varsayarak ’he’ zamirini kullanmış. Bu bölüm ise Gabriel için cinsiyet zamirinin ilk kez kullanıldığı bölümmüş. Kısacası Gabriel kadınmış (・-・)

Ayrıca Jophiel de kadın.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi