Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 401

76.Kısım – Vahiy Kitabı (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.712

Çeviri: Sansanson
76.Kısım – Vahiy Kitabı (3)

[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 85]
 
Bu sistem mesajlarına baktıktan sonra hepimiz aynı anda tamamen sersemlemiştik.
 
“...Kim bu?”
 
Han Sooyoung, dudaklarının arasından bir şekilde kelimeleri güçlükle çıkararak bu soruyu sordu. Ancak kimse ona cevap veremedi.
 
Tekrar sordu. “Ortalığı karıştıranlar çocuklar olamaz, değil mi?“
 
Cevap verdim. “Onları kendin gibi mi sanıyorsun?”
 
Hâlâ çocuk olsalar bile, durumumuz bu hâldeyken bu kadar düşüncesizce bir şey yapmazlardı.
 
Tabii, Gilyoung için biraz endişeliydim ama...
 
Anna Croft’a bakıp ona seslendim. “Anna.”
 
“Hâlâ arıyorum.”
 
Geleceğin sayfası yırtılıp gitmiş olsa da, ortadan kaybolmasına yol açan olaylar hâlâ duruyor olmalıydı. Tıpkı kusurlu bir kitabın yok edilmeden önce biraz zamana ihtiyaç duyması gibi.
 
[Kaos Puanları artıyor!]
 
“Daha fazla durup bekleyemeyiz.”
 
Odadan fırlayan ilk kişi Yoo Joonghyuk oldu.
 
Anna Croft’un alnı, geleceğin sayfalarını bulmaya çalışırken boncuk boncuk terlemişti. Sonunda, Han Sooyoung ve ben de harekete geçmeye karar verdik.
 
“Anna, bir şey bulursan ses yansıtımıyla bana haber ver.”
 
Onu arkamızda bırakıp kabinden dışarı uçtuk. Yoldaşlarımız, bir şeylerin ters gittiğini hissederek güvertede toplanmışlardı.
 
“Dokja-ssi, neler oluyor?”
 
Jung Heewon bana sorduğunda, durumu mümkün olan en basit şekilde aktardım. “Bazı insanlar kendi kamplarına saldırıyor.”
 
“Eh? Neden böyle bir şey yapsınlar ki?” dedi Lee Jihye, anlayamadığını göstermek için kaşlarını çatarak. “O Kaos Puanları daha fazla yükselirse herkesin öleceğini sanıyordum? Melekler ve Şeytan Krallar bu yüzden o şeyin içine girmedi mi...?”
 
“Bizimle benzer hedeflere sahip insanlar olabilirler mi?”
 
“Öyle olsaydı, Kaos Puanlarını tam da bu zamanda artırmazlardı.”
 
Detaylıca açıklamama gerek kalmadı, yoldaşlarım kendi cevaplarına kendileri ulaşmış gibi görünüyordu.
 
“Bu durumda, yoksa...?”
 
Başımı salladım. “Ne olursa olsun, onları durdurmalıyız. Durdurmazsak, gerçekten korkunç bir şey olacak.”
 
“Hangi çılgın piçler... Ama neden??”
 
Neden birisi dünyanın sonunu hızlandırmaya çalışsın ki?
 
Buna düzgün bir cevap vermekte zorlandım. Ancak <Yıldız Akışı>’nda akla gelebilecek her anlaşılmaz durum için evrensel bir cevap olarak iş gören tek bir şey vardı.
 
“...Bu dünyada gerçekten çok geniş bir ‘Hikâyeler’ yelpazesi var, biliyorsunuz.”
 
Bu dünyada var olan tek şey ‘İyilik ve Kötülük’ değildi. Tıpkı ne iyi ne de kötü olan <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin var olması gibi, bu dünyada bizim ilişki kuramayacağımız Hikâyelerin peşinden koşan insanlar da vardı.
 
Kimileri kıyameti engellemek için yaşarken, kimileri sadece kıyamet için yaşardı.
 
Tıs-çaçaçaçaçat...!
 
Olasılık havada istikrarsız bir şekilde dalgalanıyordu; savaş alanının birkaç yerinde kıvılcımlar patlak verdi.
 
Gemi baş figürünün üzerinde duran Yoo Joonghyuk, en büyük kıvılcım akımlarının konumuna kilitlenmiş gibi görünüyordu.
 
“Toplamda beş tane var. Dağılın, şimdi.”
 
Emir vermeyi bitirdi ve figürü kuzeye doğru gözden kayboldu.
 
Yoldaşlarıma hızla talimatlar verdim. “Han Sooyoung, sen doğuyu al. Yoosung-ie, Jihye ve Gilyoung-ie, siz güneyi alın lütfen. Heewon-ssi, sen lütfen savaş gemisinde kal, çünkü ne olacağını bilemeyiz.”
 
“Peki ya sen, Dokja-ssi?”
 
“Ben batıya gideceğim.”
 
Kıvılcımlar her yöne patlıyordu. Biri kuzeyde, biri doğuda, biri batıda ve ikisi güneyde.
 
“Henüz hangi kampın kaos çıkarmaya başladığını bilmiyoruz. Eğer sizinle aynı kamptan üyeler tarafından yapılıyorsa, onlarla savaşmayın ve diğer yoldaşlarınızı çağırın.”
 
Durum şimdi tamamen tersine dönmüştü.
 
Eğer ‘İyilik’ ile ‘İyilik’i, ‘Kötülük’ ile ‘Kötülük’ü savaştırarak Kaos Puanları artıyorsa, şimdi ‘İyilik’ ile ‘Kötülük’ü ve ‘Kötülük’ ile  ‘İyilik’i savaştırmamız gerekiyordu. Ancak ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın asıl kuralına sadık kalarak Kaos Puanlarının artmasını engelleyebilirdik.
 
“Lanet olsun, durumumuzun aniden bu şekilde değişmesi gerçekten sinir bozucu. Takımyıldızlarının daha önce neden bu kadar öfkeli olduğunu şimdi anlıyorum.”
 
“Biz önden gidiyoruz!”
 
Lee Jihye ve çocuklar önce ayrıldı ve hemen ardından Han Sooyoung ve ben de harekete geçtik.
 
Etrafa kara alevler saçarak ileri atılırkenki figürü, irili ufaklı yaralarla doluydu.
 
Onunla konuştum. “Dikkatli ol.”
 
Hafifçe yüzünü ekşitti ve doğuya doğru uçtu.
 
Şu serseri, ben sadece onun için endişeleniyordum ama yine de...
 
– Sen dikkatli ol asıl. Aptal.
 
Bir an sonra gelen [Gün Ortası Buluşması] mesajı beni biraz garip hissettirdi. Hem Yoo Joonghyuk’un hem de Han Sooyoung’un çok değiştiğini düşünürken fazla mı derin düşünüyordum?
 
[Kaos Puanları artıyor!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 86]
 
[Rüzgârın Yolu]’nu etkinleştirdim ve havada hızla ilerledim.
 
[Şeytan Kral Dönüşümü] sürecinde olduğum için, yeteneğin hızlandırıcı gücü gerçekten şaşırtıcı bir seviyeye ulaşmıştı. Gökyüzünü bir anda geçip kıvılcımların kaynağına vardım. Çevreyi dikkatle taramaya başladım.
 
...Saklanıyor, öyle mi?
 
Savaş alanına Reenkarnatörlerin cesetleri saçılmıştı. Ve hayatta kalmayı başaran birkaç kişi ise korku içinde yere çökmüş, etraflarındaki cesetlere bakıyordu.
 
Hiç şüphe yok ki, birisi burada aynı taraftan insanları katletmişti.
 
[Özel yetenek Okuduğunu Anlama etkinleşiyor!]
 
[Nitelik Senaryo Yorumlayıcısı etkinleşiyor!]
 
[Olayın koşullu kanıtlarını toplayarak durumu analiz eden sezgin arttı!]
 
Etrafa saçılmış Hikâye parçalarını hızla okudum. Burada bir katliam gerçekleştiği konusunda haklıydım. Ancak suçlunun kaçtığına dair hiçbir iz bulamadım.
 
“Kurtar bizi, Şeytan Kral-nim!”
 
Geri kalan altı Reenkarnatör diz çöktü ve önümde eğilmeye başladı. Onları dikkatle inceledim; altısının çoğu ağır yaralıydı, vücutlarından sürekli kan ve Hikâyeler dökülüyordu.
 
Hikâyesi istisnai bir şekilde istikrarlı olan bu tek adam hariç.
 
“Sen.”
 
Başını yavaşça kaldıran adamın gözleri belli bir hain sırıtışla doluydu. O gözlerle doğrudan buluşarak konuştum. “Sen, sen bir ‘Sonun Arayıcısı’ mısın?”
 
O anda, adam çaresizce üzerime atıldı. Ancak ben zaten onun için hazırdım ve saldırısından kolayca sıyrılıp boynunu yakaladım.
 
Keok, keo-heok...!”
 
[Özel yetenek Karakter Listesi etkinleşiyor!]
 
Düşündüğüm gibi, aradığım suçlu oydu – bir Şeytan Kral’ın astı. Artık Nitelik Penceresine daha derinlemesine bakmaya pek gerek yoktu.
 
“Eylemlerinize şimdiden başladınız mı? Ama henüz doğru zaman olmamalıydı?”
 
Boynundan yakaladığım adam iğrenç bir şekilde sırıttı.
 
“B-büyük kıyamet yakında gelecek. Tüm senaryolar zaten taşa kazınmış durumda. Soylu ve mutlak Hikâye gerçek olacak!”
 
Bir dini fanatik gibi parıldayan gözlerine baktıktan sonra hafifçe geri çekildim.
 
Doğru, ‘Sonun Arayıcıları’nın çoğu orijinal hikâyede de tıpkı bu adam gibiydi, değil mi?
 
Bu dünyayı destekleyen tek bir ‘Mutlak Hikâye’ olduğuna ve her senaryonun yalnızca o Hikâyenin iradesinin gerçekleşmesi olduğuna inanıyorlardı.
 
Ke kekeke.
 
[Dördüncü Duvar]’ın alaycı kıkırdamasının kafamın içinde yankılandığını duydum.
 
Hiç şüphe yok ki, bu ‘Sonun Arayıcıları’ bildiklerini sandıkları Hikâyenin aslında benim zaten okumuş olduğum bir roman olduğundan tamamen habersizdiler.
 
Her şe yin yok ol ma ya mah kûm ol du ğu doğ ru.
 
‘Kader diye bir şey yoktur’.
 
Yoo Joonghyuk’un yaşadığı sayısız regresyon turunu hatırladım. ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ yüzlerce kez tekrarlanmıştı ve sonuçları büyük ölçüde aynıydı.
 
Ancak bu sadece ‘orijinal hikâye’ sırasında geçerliydi.
 
“Konuş. Bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na kaçınız sızdı?”
 
Gö-ğögk, ğoğ-röröğrk...
 
Adamın ağzından köpükler fışkırdı.
 
“Kıyamet Ejderhası’nı serbest bırakmak mı istiyorsunuz? Bunu yaparsınız ve her şey sona erer. Peşinden koştuğunuz Hikâyenin sonuna ulaşmak yerine, Hikâyenin kendisi biter.”
 
Adam cevap vermedi ve sadece kıkırdamaya devam etti.
 
İç çektim. “Görünüşe göre cevap vermek istemiyorsun.”
 
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı Statüsünü serbest bıraktı!]
 
Çevremizdeki Reenkarnatörler Statü dalgalanmaları karşısında çığlık attılar ve hızla geriye çekildiler. Statümün tüm ağırlığını doğrudan alan adam büyük ölçüde sarsıldı, ardından yedi deliğinin hepsinden kan sızdı.
 
Dudaklarımı açmadan konuştum. [Bu savaşa katılan arkadaşlarının listesini say.]
 
Heybetli Statünün tehdidi altında bile adam korkunun pençesine düşmedi. Hayır, aslında durum tam tersiydi.
 
“Kur, tulu, şun, Şey, tan Kralı.”
 
Yüzünde kendinden geçmiş bir coşku ifadesi oluştu. Dudaklarından kan sızmaya devam ederken, kurtuluşa ermiş birinin sesiyle konuştu.
 
“Öldür beni! Acele et!! Lütfen beni öldüüür!”
 
Bu adamın kafasında ne halt olduğunu çözemiyordum. Her hâlükârda, burada daha fazla zaman kaybedemezdim. Eğer bu adamdan listeyi söküp alamazsam, o zaman kişisel olarak etrafı aramam gerekecekti.
 
Tereddüt etmeden adamın kafasını parçalamak üzereydim ki, aniden bir mesaj belirdi.
 
[Aynı kamptan üyeler...]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 87]
 
Lanet olsun, onun da ‘Kötü’ olduğunu unuttum.
 
Tam boynunu bıraktığım sırada, yedi deliğinden sızan Hikâyenin hacmi aniden arttı ve vücudu hızla genişlemeye başladı. Ve sonra, tuhaf bir şekilde gülümsemeye başladı.
 
...Kendi kendini patlatma sekansı, öyle mi?
 
Kaçmak için çok geçti.
 
Ama sonra, hemen ardından, bir yerlerden bir ışık çizgisi uçtu ve adamın vücudunu düz bir çizgi hâlinde delip geçti.
 
Kwa-jijijijik!
 
O kadar parlak bir ışıktan yapılmış bir mızraktı ki, güneşin kendisinden gelmiş olmalıydı.
 
Bu parlak ışık huzmesinin içinde, ‘Sonun Arayıcısı’ sanki elektrik çarpıyormuş gibi sarsıldı. Dışarıya doğru genişleyen patlayıcı güç şimdi ışık mızrağının içine emiliyordu.
 
Bir anda tüm canlılık belirtilerini kaybetti ve simsiyah küle dönüştükten sonra öldü.
 
Etrafıma saçılan ışığın Hikâyesini inceledim.
 
...Bekle, ben bu Hikâyeyi zaten bilmiyor muyum?
 
[Böylesine büyük bir kutlamada beni çağırmayı unutmuşsun. Hayal kırıklığına uğradım, ey Kurtuluşun Şeytan Kralı.]
 
O gerçek sesi duyduğum an, kim olduğunu anladım.
 
“Surya!”
 
Bu, ‘Yüce Işık Tanrısı’ Surya’ydı.
 
Bir zamanlar <Vedalar>’ın bir Takımyıldızıydı ancak Olimpos savaşından sonra bizimle bir ‘Dev Hikâye’ paylaşmaya başlamıştı.
 
[Seni son gördüğümden beri şaşırtıcı bir Statü seviyesine ulaşmışsın. Indra’yı yendiğini duydum.]
 
“Sadece sansım yaver gitti.”
 
[Doğru, aklı havada Indra bazen mahallenin aptalı gibi görünebilir ama yine de şansa güvenerek yenebileceğin biri değildir.]
 
Belki de <Vedalar>’dan ayrıldığı için, Surya, Indra’nın kaderi hakkında konuşurken hiç de rahatsız görünmüyordu. Az önce bitirdiği ‘Sonun Arayıcısı’nın parçalarını inceledi ve konuştu.
 
[Dev Hikâyenin durumunun neden garip olduğunu merak ediyordum, ama şimdi görüyorum ki ‘Sonun Arayıcıları’ bu yerde ortaya çıkmış.]
 
“Onlardan haberdar mıydın?”
 
[Bu pislikler daha önce bir kez <Vedalar>’a sızmıştı.]
 
...<Vedalar>’a bile mi?
 
Şimdi düşününce, daha önce Vedalar’da dahili bir çatışma yaşandığını bir yerlerde duymuştum. Belki de bundan ‘Sonun Arayıcıları’ sorumluydu?
 
Tıs-çat, tıs-çaçat!
 
Savaş alanının her köşesinde dans eden kıvılcımlar gözle görülür bir hızla azalmaya başladı. Yoldaşlarımın durumu başarıyla bastırmayı başarmış olması muhtemeldi.
 
“...Görünüşe göre durum aşağı yukarı kontrol altına alınmış. Belki de, bu savaş alanına sızmayı başaran o kadar çok kişi yoktu en başta.”
 
‘Sonun Arayıcıları’ giriş yapmış olsa da, bu oldukça sakin bir sonuçtu.
 
Ama, o zaman...
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 88]
 
...Ne??
 
Savaş alanını hızla taradım, ama hiçbir yerde patlayan tek bir kıvılcım bile göremedim. Aynı kamp zırvalığını bir kenara bırakın, ortada hiçbir savaş dönmüyordu.
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 89]
 
Buna rağmen, Kaos Puanları daha da yükselmeye devam etti. Omurgamdan aşağı ürpertici bir his yayıldı.
 
Bekle bir dakika, yoksa bu...?
 
[Yüzeyde değil.]
 
Surya’nın sözlerini duydum ve refleks olarak gökyüzüne baktım.
 
Daha doğru bir ifadeyle, orada süzülen gri renkli küreye. Başmelekler ve Şeytan Krallar onun içinde bir toplantı yapıyor olmalıydı, yine de içinden inanılmaz miktarda kıvılcım patlarken şiddetle ileri geri sallanıyordu.
 
...Orada da mı bir ‘Sonun Arayıcısı’ vardı?
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 90]
 
Kaos Puanları yalnızca aynı taraftakiler birbirleriyle savaştığında yükselirdi. Ama eğer o kürenin içinde böyle bir şey oluyorsa...
 
[Büyük savaş alanının atmosferi değişmeye başlıyor!]
 
Gökyüzünde toplanan bulutlar devasa bir girdap hâlinde dönmeye başladı.
 
[Cehennemin en sıcak yerindeki Felaketin Aurası gözlerini açıyor!]
 
...Kahretsin.
 
Ku-gugugugu!!
 
Surya’nın bile ifadesi gözle görülür şekilde sertleşmişti.
 
[Görünüşe göre bugün kendi mezarımı aramaya gelmişim.]
 
Tam o sırada, gerçekten görmek istemediğim bir mesaj belirdi.
 
[Kaos Puanları 90’ı aştı!]
 
[Kıyametin Dev Hikâyesi kıpırdanmaya başlıyor.]
 
[Dev Hikâye Vahiy Kitabının Son Ejderhası, hikâyesini anlatmaya hazırlanıyor!]
 
Tüm büyük savaş alanında bir deprem patlak verdi.
 
95. senaryo sırasında hissettiğim o tarif edilemez çaresizlik yeniden canlanıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi